İçeriğe atla

Manastırlı Hilmi Beye İkinci Mektup

Boyut

Susmanın su kenarındayız bugün

ne kadar sevgiyle konuşsak -konuşuyoruz da-

korkuyoruz gözgöze gelince hilmi bey

korkuyoruz

sanki gözler rakiptir de birbirine -öyle değil mi-

ve bir yokuştan iner gibi oluyoruz

bir yokuştan bir yokuşa sürekli

- nereye?

- bilmem ki


Ellerimizde alkol sesleri, saçlarımızda

alkol sesleri

dağlarımızda, içdenizlerimizde

ve günler günlerin içinde öyle yavaş ki

yerine saplanıyor bir sürahi

pencereler şaşkın

perdeler bir uzak yol kadar uzun

ve balkon

kendi dudaklarında şimdi

donmuş bir tavus kuşu

bir tavus kuşu yontusu belki

ne tuhaf

demin de aşağıdan bir bando geçti

sormak isterdim sana

bir bando şefinin hüznü nedir hilmi bey

bir bando şefinin uykusu

nasıl bir uykudur ki hilmi bey

ne kötü

elimde bir çiçekle yaz geçti.

ve bugün

çepçevre oturduk masanın başına gene

bezik oynadık hilmi bey -her gün oynuyoruz ya-

giysisiz, sadece kombinezonlarımızla -öyle işte-


Oda çok sıcaktı -lal renkli çini soba-

seniha korse takıyor, yahudi matmazel

nerdeyse çıplaktı -terliyor terliyor terliyor-

ve cemal bir köşeden bize bakıyordu

bakmıyor gibi bakıyordu

durmuyor gibi duruyordu da

benim anlamadığım işte bu

dün dudağını kesti çarşıda

kırmızı bir balıkla oynuyordu

öptü bir ara balığı -neden-

öperken dudağını kesti

balık da kırmızıydı, kan da

ve balık yüzerekten geçti -gördüm iyice-

dudaklarından

durdu cemal gibi biraz ötede

durmuyor gibi durdu

ağlamadı, hiçbir şey söylemedi

bu çocuk anlaşılmayanın ta kendisi

yalnızca sordu, bu yüzden sana soruyorum ben de

melekler dişi midir hilmi bey

dişidir diye tutturdu

yani ben..

öyleyse neyim

elimde bir yapma çiçekle.


Adım cemile ya, çok seviyorum adımı ben

çocukluğudur insanın adı

cemal şimdilik cemal’dir -evet, öyledir-

benimkisi bir anımsama -cemile-

cemal – cemile: yeni fışkırmış bir marulun sesi

ezilmiş iki vişne

ve akşam

akşam ki sallanacak hamağını buldu

buluyor

sular menekşelendi hilmi bey

karpuz lambanın altında

yorgunum biraz -bütün gün içtim-

hepimiz içtik

cemal odasından çıkmadı hiç

tangolar çaldık üstüste

eski tangolar -bin dokuz yüz on beşlerde ne vardı

ben pencereden bakarken

kimseler ölmemişti

ölüm diye bir şey yoktu ki hilmi bey

var mıydı? -

yüzümden bir şeyler aktı aktı

içim de menekşelendi hilmi bey

gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk

hiçbir yere gitmiyor.

nedense odasına kapandıkça cemal

soyundukça soyunuyor yahudi matmazel

hırslı bir dişi gibi

ester, diyorum, ester

gülümsüyor hafifçe

bir başka gülümsemeyi karşılar gibi

öpüşürken gördün mü sen iki öpüşmeyi

hilmi bey

tam öyle

hızla giyiniyor sonra, dışarı çıkıyor

üç kişi kalıyoruz birden

yeni ısırılmış bir elma gibi kalıyoruz

parlıyor yeşil tarafımız kendi aydınlığında

içimde bir soğukluk

dışımda bir begonya.

karanlık iyice dışarısı

rakımızı bitirdik -üçümüz-

cemal odasından çıkmıyor

birazdan ester de gelecek

koltuğa çökecek, bir sigara yakacak

gene bir haç gibi olacağız dördümüz

bir evin içinde kocaman bir haç

kutsal değil, kirli

coşkulu değil, kırık dökük

sevinçle çekeceğiz onu kendimize.