İçeriğe atla

Manastırlı Hilmi Beye Üçüncü Mektup

Boyut

Yaşamaya yerleşiyor seniha

Kendi yaşamına

-Güvercinsiz bir avlu mu? olabilir

Sırları dökülmüş bir ayna? -

Oysa çok geçti

Yıllar yıllar yıllar

Her geçen yıl elinde sanki

Yıprak, filizî yıllar

'Şey' sözcüğü gibi bağıntısız

Ağaççileği gibi durduğu yerde bir ezinti

Piyano tuşları -tek tek bakıldığında-

Çarçabuk bir göz atıldığında aynntısız -beyaz-

Yıllar

Seniha

Gözlerinin altı uzun menekşe.


Dün korkuttu beni -bazan oluyor-

Kocası İzmir'de yaşıyor, Karşıyaka'da

Sahici bir ayrılığın dikişini dikiyor Seniha

Mavi mavi

Usul usul yani

Kocası -ben sevmedim hiçbir zaman-

İkizini bulmuş diyorlar. Seniha aldırmıyor pek,

Aldırmıyor da

Pudralar, kremler tiksindiriyor onu

Bu yüzden bohemya kâseyi kırdı dün sabah

Saçlarını kesecek oldu

Sonra da sustu sustu sustu

Akşama dek

Hüzünler acılaşıyor Hilmi bey

Geceler katı ve parlak

-Ansızın yere düşen

Laciverdî bir kestane sesi-

Acılar da acılaşıyor gittikçe

Sanki

Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi.


Ödünç alıyorum seni bazen

Çoğu kez geceleri

Niye almayayım -kaç güz geçti-

Islak kaputun gibi kokardı güzler

Seni sevdiğimi unutmuşum Hilmi bey

Seni de unutmak istiyorum artık

Unutmak! ama nasıl

Sözgelimi çok hızlı oynuyorum beziği

İçkiyi çabuk çabuk içiyorum

Her şey bir hıza dönüşüyor -çoğu zaman-

Odamı giyiniyorum

Odamı soyunuyorum

Yerlerini değiştiriyorum eşyaların

Dışarı çıksam, bir tramvaya binsem

Bir durak ötede hemen iniyorum.


Boynumdaki annemden kalma kolye

-Pembe bir buğu, uçup gidiyor-

Bazan koparıyorum, yeniden diziyorum

Gökyüzünde kalın sırça ben

Dünyaya tutuyorum kendimi, bakılıyorum

Nedense hep böyle sanıyorum

'Nerdesin, akşam oldu'

Biraz anımsıyorum

Sen bahçe kapısından girerken

Bir kendim gibi caddelerdeyim

Zamanın minesi soldu Hilmi bey

Demeye getiriyorum.


Geçenlerde Nisuaz'a gittim

Cemal'e birlikte

Hasır koltuklara oturduk

Dışarda kar serpeliyordu. İki elma, külde pişirilmiş

Giderek küçülüyordu -gözleri Cemal'in-

Kahveyle konyak içtim

Cemal tarçın içti, konuştu biraz

Herkes bana bakıyor, herkes bana bakıyor, herkes

Bana bakıyor -bana öyle geliyor-

Bacaklarım -işte! - güzeldir çok

Aralık kapıdan kış kokusu doldu içeriye

Ürperdim -işte! - omuzlarım da güzeldir

Ama ben

Kaçarak yaklaşıyorum her görünmeye

Uzaktan uzağa gözgözeyim

Uzaktan uzağa öpüşüyorum

Uzaklarda biriyle sevişiyorum

Erkeğe benzer yalnız bir dişiyim ben.


Evet evet öyleyim

Hiç değilse öyle olmalıyım

Her neyse...

Az sonra Muhassen geldi -tanımazsın-

Kurtuluş'ta, aynı caddede oturuyoruz

Sevişmenin gölgesi gibidir yalnızken

Düşünmenin dişisi

Evini işletiyor -bana ne bundan-

Konyak içiyor o da

Sonra bir konyak daha

Kıpkırmızı gülüyor -gülsün, iyi-

Bütün gövdesiyle gülüyor

Bende gülüyorum

Vitrinlerdeki kesme bardaklar

Şarap şişeleri, bir gemi resmi

Gülüyor durmadan hepsi


Karşıda bir ev, kırk odalı sanki

Her odada bir boy aynası

Her boy aynasında

Beyoğlu'nun bir parçası

Durmaksızın gülüyor

Yağan kar hemen eriyor yere düşer düşmez

Gülmüyor, gülümsüyor

Makyajını tazeliyor Muhassen

Kalkıp gidiyor

Acının kış ayları, diyor birdenbire Cemal

İçine çekilip de soğuktan

Oyuncağını orda bulamayan

Bir çocuk gibi

-Evet, hiç çocuk olmadı Cemal

Olmayacak da-

Kalkacağız birazdan

Acının kış ayları

Ne yapsam belirsizim.


Eve dönüyoruz -soldu minesi zamanın-

Bugün de bir şey yaptık

Tam kapıdan gireceğiz

Uzakta bir laterna sesi

Bir kadın ağlaması

Pencereden sarkıtılmış bir sepet

Sepette bir karnıbahar patlaması

Sarı elmalar

İçeri giriyoruz

Bu kapı hiç değişmez mi, diyor Cemal

Bu kapı

Ve her şey.