İçeriğe atla

Manastırlı Hilmi Beye Dördüncü Mektup

Boyut

Yıllar geçmedi, yıllar eskidi

Dokunduğum yerde kalıyorum

Yaşlı bir kelebek gibi.

Yeni bir renk buldum bugün, suyun atkısı rengi

Oyuğumdan çıktım

Çıkmamı duydum

Bir süre yürüdüm yürüdüm

Hiç kimsenin ağzını dayayıp da

Suyunu içmediği bir çeşme gibi durdum

Durdum ki

Önce bir elektrik mavisi çöktü içime

Sanki bir suya anlatıldım da bilinemedim

Ben

Benzersiz bir geyiği okşar gibi

Sevgisizliği okşayıp geçtim

Yol boyunca insanların

Uzak yakınlığını

Okşayıp geçtim

Sinema girişlerindeki fotoğraflara baktım -bir süre-

Çürük elma kokulu bir sokağa girdim

Küçük bir alana çıktım

Cemal’i okuldan aldım

Sonra..

Kestiydim saçlarını çoktan

Gözleri bir çift medüza şimdi

Cemal’in

Kurtuluş’ta unutulmuş bir bahçe için

Bahane Cemal

Kollan iğreti, kısa

Kır yollan gibi tekdüze bir anlatım yürüyüşünde

Anlamsız

Ve yanyana gelince beton yapılarla

Hep aynı soğuk ve yapışkan hüzün

Yedeğine alıyor ikisini de

Oysa pencerelerden sarkan ışıklar bile

Herbiri başka başka

Acılar başka başka

Her günkü sözler, her günkü konuşmalar

Aynı plaklarda aynı şarkılar

Tutmuyor hiç birbirini

Ve

Mutluluk

Bir kibrit çöpü ne kadarcık yanarsa.

Eski bir lokantadayız Hilmi Bey

Beyoğlu’nda, arka sokaklarda

Karşıdaki vitrinde

Yeni cilalanmış bir tabut

Bu garip gün sonundan sanki

Pespembe üç haç eklenmiş ağzına

Cemal’in

Sadece pasta yiyor şimdilik

Duvardaki denizkızına bakıyor ara sıra

Bir düğmesi kopuk ceketinin

Tırnakları tertemiz

Gömleği buruşuk -biraz-

Bazı belirtiler bazı belirtilerle buluşunca

Sözleşiyor kafasında insanın:

Bu çocuk beni hiç sevmedi

Sevmeyecek.

Kim kimi sevdi? kim kimle yaşıyor ki?

Bezik oynuyoruz, rakı içiyoruz

Ve konuşmuyoruz gerekmedikçe

Arada mektup yazıyorum sana

Ah, olmayan sana. Hiç olmadın ki

Bunu kendime, Cemile’ye söylüyoruz.


Bitti yalnızlıklar, bir büyük yalnızlık var artık

İki kaktüs gibiyiz Cemalle ben

Kendi çöllerimizden koparılmış.