İçeriğe atla

Ateş Üstünde İki Kuş

Boyut

-kimseye...


1.


onulmaz gecelerin epe parmakları olurdu

telgraflar alınırdı o saat

ince uçurumlarına ölü dolan plak ülkelerin

güzel yalnızlıklarından


dire straits'in hüküm sürdüğü bir pub'da

tekbaşınıza otururdunuz sen ve o

timsah parçası kadın

-geceyle ölüm arasında

bir bağlaç gibiydim-


adamlar sahile iner hıçkıra hıçkıra kanun çalarlardı

içlerinden ikisi menekşe körü

diğer üçü ölüm virtiözü ben

ben gitgide kararan vücudumu suda tutardım

su bizi sayıklardı ben hüznü sayıklardım

gözlerimi yumardım seni

özlediğimi fısıldardım laci sineklere, yüz binlerce.

bir baygın yılan sokulurdu ağzından ağzıma kimi

kimi kere, yatağımda bulurdum kopuk bacaklarını

kopuk hatıralarını bir yerlerinden kan sızlayan

öylesine bir özlemdi ki sözünü ettiğim

bütün kuşların aklı durur!

-kasıklarımda bulduğum ilk tüyü

senin burnununucuna sürdüydüm-


kirpiklerinde bir karanfil kayması

külden bir elbise dikip çocukluğuma

papuçlarını çaldım camii kapısı önünden

kapımın altından sızan sıvı kafatası

sen gök çetesinin reisi

ben yağmurun üvey oğlu.


-piyanonun sesini biraz kısar mısınız?

vücudundaki udu indirirdim tenimden

söylemine mahlas burakılmış bir aşk tragedyası


2.


jimmy hendrix, peter gabriel, lois armstrong

birdy, angel heart, outsiders, la luna, rumble fish

hepsini birbiri ardınca dinler

birbiri ardınca seyrederdim sürekliyüzünde

sen enjektörü sokarken damarına

'sabahattin ali'ye benziyorsun derdin

keserken jiletlerle bileklerini -ayak-

ben bir omzundan bir omzuna lir telleri gererdim

ipek böcekleri salardım gülerken süzülen gözyaşlarına

içki şişesinin kapağını seninle açar

seninle kapatırdım çıkarken perili konağın kapısını

puslu bahçeden geçerken topuklarıma

müge dikenleri batardı

batardın sayrı dolu geçmişinle yavaşça

birbirimize vidalanırdık geceler boyu

uyku,

bir çocuğun nefesini çalan cin gibi gelirdi ayakucumuza

sonra bir kadın çığlık çığlığa ağıt tutuştururdu.

-annem! -benim de!

-sen bir elementsin keşfedilmemiş -sen de!

seksle oksitlenirdik

dokunulmaz gecelerin tan parmakları olurdu

o parmaklar sessizce sokulur, hislenir

en kuvvetli unutuluşlarımıza dokunurdu


marlyn: devekuşunun banyo yaptığı küvet

james dean: çükümün soluk borusu


birarada düşünme alışkanlığı, birarada

duygulanım mekanizması, birarada ayrımsama

yetisi olan ve birarada yaptırımcı olma

tehlikesi taşıyan ve birarada

özgünleşme bilincine erişmiş bir

gettonun mütevazı ama sıradışı bireylerinin

tepisine ne zaman maruz kalacağız

dehliz ve ter. örtüşüyor ıslaklığın

kampanalar çalarken

taşocağında bulduğun

giyotin

eski bir eşarpla mavi.

ayrnıtlarını devşirip varlığının


eski bir okyanus macerasında

masal kitabımın en harbi korsanı

bıyıkları yeni bilenen şehzadem

süzdün ışığı.hole geçti uşak.

mumları iğnedanlığa batırdı


sen tanıdığım

en kadın

en erkek


kirpiklerinde bir karanfil kayması


1.


onulmaz gecelerin epe parmakları olurdu

telgraflar alınırdı o saat

ince uçurumlarına ölü dolan plak ülkelerin

güzel yalnızlıklarından


dire straits'in hüküm sürdüğü bir pub'da

tekbaşınıza otururdunuz sen ve o

timsah parçası kadın

-geceyle ölüm arasında

bir bağlaç gibiydim-


adamlar sahile iner hıçkıra hıçkıra kanun çalarlardı

içlerinden ikisi menekşe körü

diğer üçü ölüm virtiözü ben

ben gitgide kararan vücudumu suda tutardım

su bizi sayıklardı ben hüznü sayıklardım

gözlerimi yumardım seni

özlediğimi fısıldardım laci sineklere, yüz binlerce.

bir baygın yılan sokulurdu ağzından ağzıma kimi

kimi kere, yatağımda bulurdum kopuk bacaklarını

kopuk hatıralarını bir yerlerinden kan sızlayan

öylesine bir özlemdi ki sözünü ettiğim

bütün kuşların aklı durur!

-kasıklarımda bulduğum ilk tüyü

senin burnununucuna sürdüydüm-


kirpiklerinde bir karanfil kayması

külden bir elbise dikip çocukluğuma

papuçlarını çaldım camii kapısı önünden

kapımın altından sızan sıvı kafatası

sen gök çetesinin reisi

ben yağmurun üvey oğlu.


-piyanonun sesini biraz kısar mısınız?

vücudundaki udu indirirdim tenimden

söylemine mahlas burakılmış bir aşk tragedyası


2.


jimmy hendrix, peter gabriel, lois armstrong

birdy, angel heart, outsiders, la luna, rumble fish

hepsini birbiri ardınca dinler

birbiri ardınca seyrederdim sürekliyüzünde

sen enjektörü sokarken damarına

'sabahattin ali'ye benziyorsun derdin

keserken jiletlerle bileklerini -ayak-

ben bir omzundan bir omzuna lir telleri gererdim

ipek böcekleri salardım gülerken süzülen gözyaşlarına

içki şişesinin kapağını seninle açar

seninle kapatırdım çıkarken perili konağın kapısını

puslu bahçeden geçerken topuklarıma

müge dikenleri batardı

batardın sayrı dolu geçmişinle yavaşça

birbirimize vidalanırdık geceler boyu

uyku,

bir çocuğun nefesini çalan cin gibi gelirdi ayakucumuza

sonra bir kadın çığlık çığlığa ağıt tutuştururdu.

-annem! -benim de!

-sen bir elementsin keşfedilmemiş -sen de!

seksle oksitlenirdik

dokunulmaz gecelerin tan parmakları olurdu

o parmaklar sessizce sokulur, hislenir

en kuvvetli unutuluşlarımıza dokunurdu


marlyn: devekuşunun banyo yaptığı küvet

james dean: çükümün soluk borusu


birarada düşünme alışkanlığı, birarada

duygulanım mekanizması, birarada ayrımsama

yetisi olan ve birarada yaptırımcı olma

tehlikesi taşıyan ve birarada

özgünleşme bilincine erişmiş bir

gettonun mütevazı ama sıradışı bireylerinin

tepisine ne zaman maruz kalacağız

dehliz ve ter. örtüşüyor ıslaklığın

kampanalar çalarken

taşocağında bulduğun

giyotin

eski bir eşarpla mavi.

ayrnıtlarını devşirip varlığının


eski bir okyanus macerasında

masal kitabımın en harbi korsanı

bıyıkları yeni bilenen şehzadem

süzdün ışığı.hole geçti uşak.

mumları iğnedanlığa batırdı


sen tanıdığım

en kadın

en erkek


kirpiklerinde bir karanfil kayması