İçeriğe atla

Tragedyalar V

Boyut

I


Odalardan odalara bu kadar çok geçmeler

Kapıların hiç bitmeyen açılıp kapanması

Kuru kan, ölü asker, ağustosböceği

Gibi bir ses, bir yankı

Sonra bu yankıyı birden soğutan

Kurutup güne koyan bir anlam

Aynalardan aynalara kırılan sigara ateşleri

Ve alkol.


Yani bir alkol yörüngesi. Kocaman

Bir gün iskeleti konsolun üstünde

Doğanın ve bütün kızgın yaratıkların bağırtısından

Yanmış bir gün

Ve sınırsız doğurganlığı ağır, kadife perdelerin

Bir sarnıç uğultusuyla, kaybolmuş bir anahtarın

Kemirilmiş kalıntısıyla..


Ve onlar ceninler gibi orada. Öyle bir rahim çıplaklığına

Uzatılmış bir ışıkla buruşmuşlar gibi

Çok ağır bir tabutu kaldırıyorlar gibi arada

Elleri üzerinde. Ve boşluk yalpalayınca

Ve dünya kımıldayınca biraz. Dünya

Yanıtsız bir eşya gibi. Sonra?


(Sonra o geçitte, aşağıda

Bir krizantem soyunup yapraklarından

Ağıyor sanki işitilmedik bir güçle

Bir gündoğrusu hafifliğiyle, sabahsı, ıslak

Ve tedirgin bir yolcu biçiminde. Atışı duyulmaya

Başlayan bir yürekle gün iskeletinin

O garip efsanesine, geceye

Bitişik bir sabah gibi ağıyor

Ve çocuksu düşlerin hep birden büyüttükleriyle

Bir çiçek olmaktan sıyrılarak

Doluyor odalara

Stepan, Vartuhi, Armenak

Diran ve Lusin

Yani o altın tüveycin etkisinden koparak

Sonu gelmez bir durumun

Sonu gelmez kapılarını açarak

Devinen, bağıran, çok içen bir de

Yani korkular, iğrenmeler, anlaşmazlıklar olarak

Doluyor odalara

Lusin ile Vartuhi

Diran ile Armenak.

Belki arasıra o yorgun

Bedeviler geçiyorsa pasajdan

Stepan, Stepan!

Olsa olsa Stepan.)


II


Kuru kan, ölü asker, ağustosböceği

Baba Armenak durmadan sıkılıyor

Eşyalara bakarken sıkılan bir profili

Oymalarda sıkarak

Yeniden sıkılıyor. Bir hamamböceği sırtını parlatıyor kör

ışıkta

Düşlerdeki böcekler gibi ve düşlerdeki

Birtakım kıvrımlarla

Bir durumun sonu gelmez parçalarına bakarak

Aynı zamanda saydam bir duygu lekesi de

Ağır ağır yayılıyor gün iskeletinin üstünde

Bir insan eti lezzetinde günü dolduruyor

Besliyor günü

Gün

Sıcak ve kirli

Yani o alkol yörüngesi onu katılaştırıyor

Konsolun üstünde.


Sonra bu saydam leke Diran ve Lusin’in

Karışık bir evlilik fotoğrafı üstünde

Giderek eroinleşiyor

Baba Armenak durmadan sıkılıyor


Kara giysili insanların çevrelendiği

Bir kilise kapısında

Bir cinayet sölentisi gibi çevrelendiği

O taşkın yüzlerin

Ve büyük bir taşın yöresinde ufacık taşlar gibi

Sanki bir Kremlek anıtı gibi.. işte orada

Baba Armenak sıkılıyor

Sonra artık herkes içiyor.


(Ve alkol tanrının dengesini yitirdiği

Gibi bir gürültüyle çıtırdıyor

Ve tanrının uçsuz bucaksız denizlerde güneşlendiği

Bir günde alkol

Dünya bir sıkıntının yönetiminde ve uzun

Herkes biraz içiyor.)


Bu nasıl bir anlamdır ki, her yerde biraz duyuluyor Stepan

Bir ölü gömme töreninden doğmuş olan Stepan

(Armenak’ın böyle bir günün gecesinde

Topraksı bir titremeyle Vartuhi’ye sokulduğu

Çiftleştiği ve...)


Anlaşılması değil de sayılması olan Stepan

Gözlerinin ıssız, kara bir tabancaya takıldığı

Ateş etmeye hazır bir tabancaya

Takıldığı Stepan

Ve elleri annesi Vartuhi’nin

Kahverengi sabahlığını andıran

Bir iki kımıldayışla geçiştiren günü.


Sonra Vartuhi

O her yerde dürbünleri olan kadın

Mineden, sedeften, bağadan

Ve koynundan durmadan

Dürbünler çıkaran Vartuhi

Bir de çok uzaklara bakmak için din kitaplarından

Dürbünler yapan

Ve her şeyi birden yaşamakta olan yüzüyle

(Çünkü belki İsa’nın

Acıdan ve uzun boylu bir korkudan

Çıkarılmış bir homoseksüelliği götürüp

Bir gökyüzü boşluğunda biçimlendirdiği zaman

Ve sonra yeniden doğduğu zaman. İşte Vartuhi

Görmek için bunları birtakım din kitaplarından..)


Stepan’la kesin anlaşmaları olan

Çıldırmak, vuruşmak için geceleri

Ve dinsel Çin müziği Vartuhi

Yarı kalmış bir çiftleşmedeki

Yarı kalmış yaratıkları doğuran

Bir cehennem gibi dayanılmaz yapan kendini

Vartuhi

Stepan.


Ki herkes biraz alırdı

Koparıp geçerdi Stepan’dan

Öyle bir acı çekme kıvamında soluyan

Gün iskeletinin ucunda

Stepan.


Ve Diran, Armenak’ın sinirli oğlu

Sevimsiz bir büyücünün ellerinde dolaşan

Çirişli, mavi bir kurdele gibi

Ütülü pantolonu, her türlü mavi gözleriyle

Kül sarısı sakalları olan

Ve görünmez yarasaların konakladığı

O pirinç karyolaların altından

Bir seziş gibi çıktığı

Ve bir maden tadından

Başka bir şey olmayan Diran

Gömlekleri ayçiçeği, ıhlamur kokan

Lusin’in ilk kocası

Ve küçük istiridyeler gibi çabuk çabuk kapanan

Bembeyaz elleriyle

Akşamları’ garsonluk yapan barlarda

Çürük ilkyaz ağacı Diran

Ve kadınların o çürük sesleriyle çağırdıkları

Kareli yeleğiyle koştukça çocuklaşan

İpekli sesler çıkaran. Unutulmuş bir erkekliğin

Acısından oluşan bir Anka gibi

Ve yakan kendini durmadan

Zavallı Diran

Düşlerinde eriyen balmumundan bir olayın

Eridikçe çizdiği o yapışkan yollardan

Geçince evde olan

Bir dua gibi okunan Lusin’in gözlerinde

Bir dua gibi

Ve ayakta Stepan

O sessizlik yörüngesinin ucunda

Ve Diran bağıran, bağıran, bağıran

Bir yok olma tutkusuyla bağıran

Ki bundan bir daha doğan isterik Diran.


III


Sonra herkes içerdi, devinirdi durmadan

Yani bir çılgınlık yörüngesi, ağrılı, tutsak

Gün iskeletinin yanında

Ve sallantılı

Dururdu.


Konuşmalar olurdu. Herkes biraz olsun konuşurdu. Ve

bundan

Hiç kimselerin uğramadığı oteller

Ve bazı lokantalar gibi karanlıklı

Lekeler bulunurdu konuşmalarında

Herkes bir yerlere dayanmış, öyle dururdu

Yüzyıllar kirli dururdu. Ve alkol

Dökülürdü binlerce kuşun çığlığı gibi

Sıkıntı kımıldardı: saat kaç?

Yörünge bozulurdu

Lekeler yer değiştirirdi: temmuzun ilk günleri

Gibi birtakım lekeler

Bir gider bir gelirdi

Yani hiç bitmezdi ki temmuzun ilk günleri

Kavgalar kavgaları eskitirdi. Ve bir de

Armenak’ın, Diran’ın kendi oğlu olmadığı düşüncesine

Bir sonsuz tortu bırakan

Lekeler..


(Ey alkolden ölenler, büyük ölüler

Ölümle yalnızlık arası

O bilinmez ülkeyi şehvetle tüketenler!)


Ve Armenak’ın gene çok içtiği bir geceden sonra

Bir pazar sabahı

Genelev yakınlarında o falcı kadına rastlayıp

Şapkasını ayaklarıyla ezdiği

Ve neden ezdiği pek bilinmeyen

Sonuna kadar sıktığı kravatını

Ve neden sıktığı pek bilinmeyen

Baba Armenak

Sonra yanık kelebek renkli saçlarını

Etine çok yakıştıran bir orospuyla

Ölümün ekşi sarı kokusuna daldığı

Baba Armenak’ın

Ve ölüm bulununca kendine maskot yaptığı

O topaz heykelciği koynundan çıkarıp

Yüzüne tutaraktan ağlayıp bağırması

Ölümün kansız rengine sığan Armenak’ın

Gene bir insanın kansız, soğuk parlaklığından

Yani bir ölüden, ölünün devinimsiz taşkınlığından

Bir mağribi gibi kayıp da

O topaz taşta Diran’ın

Sarı bir kan gibi donuşup kalınlaşması.


Ölünün Armenak’la

Armenak’la Diran’ın

Diran’ın ölüyle sanki

Bir kini, bir kuşkuyu şehvetle sanrıması.


(Ve neden koz gece olmalı. Ve ölü

Bir denizin dengesiz ağırlığı

Gibi sallantılı ve yoğun

Bir yandan vurulunca bir yandan kalınlaşması

Ölünün

Gök bir kilise kavramı gibi alımlı, üstte

Bir ışık demetiyle bir sürü yaratığı

Sürüp de acıların üstüne

Geri çekmesi onları

Sonra bir makasın kana batmış parıltısı. Koz ölü

Olmalı. Ve bütün kozlar ölü olmalı. Sonra?

Kısa bir şey, bir yokluk

Bir sürü ak köpeğin karlarda dolaşması.)


Bir yankı

Yani bir olayın bir başka olayda

Yeniden kazanılması

Vartuhi, kısa saçlı Vartuhi

Bir gece gözetlerken Lusin ile Diran’ı

Ağzını dürbünleri gibi büyütüp küçülttüğü bir gece

Neden sanki Stepan’ın onun sırtını okşayıp

İncilin can alıcı bir yaprağını eline

Küfürden bir dua gibi bırakması.


(Sanki bir kurgu mu bu, yepyeni bir olaya

Bir ermiş mi yani Stepan ya da bir satranç ustası

Yoksa bir insan mı yalnızca, kaçınılmaz bir önseziyi

Yaşlı bir âşık gibi ustaca kullanması.)


Ve sonra Vartuhi’nin, kısa saçlı Vartuhi’nin

Armenak’ın odasındaki yaldızlı aynayı kırıp da

Kaçak Beyoğlu taşlarını sokağa fırlatması

Ve işte gürültüde dinlenen Baba Armenak’ın

Bir Budist rahibi gibi, çok dünyasız bir sesin

Önünde hızlanaraktan kendine katlanması.


Ve Lusin

Bembeyaz ağlaması Lusin’in, dokunulmamış Lusin’in

Dokunan parmak uçlarına hep aynı

Parmak uçlarıyla. Ve gözlerine

Hep kendi gözleriyle bakan Lusin’in

Saçlarını saçlarıyla yoklayan

Orgların, ilahilerin

Coşkusuyla tükenen ve yangınlaşan

Ve durmadan kendini

Bir tebeşirle çizer gibi karanlığına

Stepan-Lusin-Stepan!

O ceviz çekmecelerin kokuşunca

Mumların ve bütün tırnak uçlarının

Açlığınca avutan kendini

(Bir ermiş mi yani Stepan ya da bir satranç ustası

Ustalığınca kaydıran

Bir dua artığı gibi kendine

Lusin’i..)


Ve Lusin binlerce flaşla parlatılmış gibi

Günlerce korunduktan sonra

Bir gece yarısı:


LUSİN

Günlerce korudum ben kendimi

Konuşmak istiyorum artık Stepan

Seninle konuşursam her şey aydınlanacak sanki.


STEPAN

Beni güçlendiriyorsun Lusin. Ne var ki

İstemiyorum güçlenmeyi ben. Daha doğrusu

Bulunmuş bir eşyayım da sanki, örneğin

Bir para cüzdanı, bir anahtar zinciri

Ya da eski bir saat... her neyse

Kullanıyorum kendimi bulduğum gibi.


LUSİN

Bilmiyorum Stepan. Bildiğim bir şey varsa

Öyle bir satranç taşının oyuncusuyla

Çok zorlu bir durumda konuşması gibi

Konuşmaya geldim seninle.


STEPAN

Mutluydun. Dokunulmaz bir içgüdüyle

Yaşıyordun ölümsüzlüğünü. Ve tanrı

Yetiyordu sanırım bütün isteklerine.


LUSİN

Yitirdim inançlarımı Stepan. Ve nasıl alabildiğine

Sorumsuz dolaşırsa kan vücutta

Bir yandan bir parçası olarak insanın

Bir yandan büsbütün yabancı insana

Giderek tanrıyı buldum ben de. Tanrıysa

Yitirdi kesinliğini bir insan kılığında.


STEPAN

Ve sonra dayanılmaz bir yalnızlığın altında

İnsanları -gördün birden ve bütün kasvetleri

Diyebilirim ki, kapatılmış bir özgürlük isteği seni

Çekiverdi sanki odama.


LUSİN

Bir özgürlük de değil bu, daha çok

Bir özgürlük duygusu belki

Bence bu duygunun bir karşılığı olmalı

Tanrıya inandıkça tanrının olması gibi.


STEPAN

Bilmem ki, nasıl anlaşırız bu durumda

Çünkü ben mi yöneteceğim seni, yoksa

Sen mi alacaksın buyruğuna beni

Hiç değilse dengeyi kim sağlayacak

Ayrıca böylesi bir denge gerekli mi, değil mi.


LUSİN

Kopunca inancımdan, bir insan inancından kopunca

Bir de yalnızsa böyle.. ve bu durumda Stepan

Her şey artık insandır

Denemek istiyorum bunu, anlıyor musun?


STEPAN

Benim anladığım daha fazla bunlardan

Bir konyak içer misin?


LUSİN

Öyleyse şunu söylemek istiyorum kısaca

Denemek istiyorum ben kadınlığımı da

Kadınlığımı ve her şeyi

Hiçbir şey ummadan. Akşamüstü kiliselerin

Boşluğunda kaybolan

Sinirli dualarla tanrıda olmak gibi

Ya da bir esrime gibi, dayanılmaz bir mutluluk gibi..


STEPAN

Peki, ya Diran?


LUSİN

Diran’la bir ilgisi var mı sana gelmemin?


STEPAN

Gerçi aldırdığım yok benim de Diran’a

Ve benim hiçbir şeye aldırdığım yok, kurallara da

Ama var ya, bir kadeh tutma biçimi gibi

Ya da bir telefonu açınca

Ne diyorsam karşımdakine örneğin

Kurtarmak için bir durumu

İşte ilk cümlede, her zaman

Buna benzer bir şeyler söylemeliyim

Ya Diran?


LUSİN

Unutulmuş gibiyim ben. Ve insan

Bir bakıma unutulmuş gibidir

Bilmem ki, nasıl anlatmalı, yalnız bile değilim.

Belki de yalnızlıktan

Daha fazla bir şey bu

Unuttum ben kendimi de Stepan.


STEPAN

Kopunca kendimizden. Ve her şeyden biraz kopunca

Bir güç olduğunu sanırız yalnızlığın

Hatta bir bakıma övünürüz de onunla.


LUSİN

Güçlüyüm belki de bunun için

Unutmak, unutulmak, kim bilir

Her bakımdan daha iyidir. Ve insan

Bir gün yeniden tanıyabilir kendini. Bir umut!

Ve umut değil mi bizi koruyan. Bu böyle olunca da

Yeniden bir doğuşa hazırlanıyoruz demektir

İnsan neyi daha çok özleyebilir. Ve neyi

Daha çok isteyebilir bundan, bilmem ki


STEPAN

Hep aynı çıkmazlara düşmek de var sonunda


LUSİN

Ama ben yüceltmek istiyorum kendimi

Etimi, her şeyimi, yeniden

Yüceltmek istiyorum. Şimdi sorarım sana

Bir aşkınlık değilse bu, kısa bir mutluluk olsun değilse

Ya nedir?


STEPAN

İstemek daha başka. Önce mutluluk

Bir yer arar kendine boy atmak için

Sonra bir hastalık gibi yayılır ondan ona

Bana kalırsa Lusin, sen ki böyle tek başına

Başarabilir misin bu işi?


LUSİN

…………………………


STEPAN

Elini verir misin, elini?

Benim anladığımca sen

Bir başına yüceltmek istiyorsun kendini

Bu böyle olunca da, o zaman

Şaşırma bir gün mutluluk yerine

Daha hiç denenmemiş bir acıyla karşılaşırsan.


LUSİN

Bir acıyla.. daha hiç denenmemiş! .


STEPAN

Bak işte, en soylu isteklerle odama geliyorsun

Ve düşün, insanlığının en alımlı katında

Her şey bu kadar doğal, her şey bu kadar güzelken

Sorarım, neden böyle yabancı kalıyorum sana?


LUSİN

Bilemem ki Stepan..


STEPAN

Bak Lusin, çünkü ben sevmiyorum kadınları

Bu tuhaf alışkanlığı, bu gereksiz yakınlığı

Sense bencillik diyeceksin buna. Ya da

Bir zevk düşkünlüğü diyeceksin. Oysa hiçbiri değil..


LUSİN

Peki, ya nedir?


STEPAN

Olsa olsa bunca çıkmazı

Sürdürmek benimkisi bir zevk biçiminde boyuna

Ve yaratmak yeniden bütün iğrendiklerimi.


LUSİN

Kaçınılmaz bir yalnızlık seninkisi. Ayrıca

Katı, ilgisiz, iğreti...


STEPAN

Ve diyebilirsin ki Lusin, soyu kalmamış hayvanlar gibi

Öyle bir buz çağını yaşıyorum da

İçkiyle aşıyorum, içkiyle çözüyorum bu cehennemi.


LUSİN

Hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey istemeden gerçekte.


STEPAN

Belki de bir bilinci yoğunlaştırıyorum böylece

Doğarak acılarıma her an yeniden

Ve kendini kanatan bir bıçak gibi işte.


LUSİN

Anlıyorum Stepan, ne var ki, ben de

Çıkmalı diyorum bu boğuntudan

Bu yanlış orospuluktan, bilmiyorum

Bana yardım edebilir misin? Daha doğrusu

Bir yol gösteren değil, bir uğrak

Olabilir misin bana?


STEPAN

Sadece bir anlaşma! Ne çıkar anlaşsak da biz

Ve bütün anlaşmaların dünyada

Sanırım bir anlamı var: yok gibiyiz hepimiz.


LUSİN

Öyleyse yalnız da değilsin sen. Ayrıca

Tutsaksın yalnızlığına Stepan.


STEPAN

Bunu yadsımıyorum ki Lusin. Yadsımıyorum da

Demek istiyorum ki, sen de yalnızsın benim gibi

Biz ikimiz de yalnızsak.. ve işte bu durumda

İki kişilik bir yalnızlık olmaz mı bizimkisi?

Yok sanki bir şey yapacak..


LUSİN

Belki de var.. ama nasıl?


STEPAN

Zorlasak mı acaba bizim olmayan

Görünmez bir mutluluğun yollarını

Her türlü acılarla yılmadan

Savaşsak mı geleceği kurtarmak için

Ama gelecek ne Lusin, bilmem ki

Bilsem bile ne çıkar, o zaman da ben neyim?


LUSİN

Düşündüm ben Stepan. Düşündüm daha önce de

Diyorum bir geneleve gitmeli

Hiç değilse bir karşıkoyma biçimi. Ve belki

O yalanlardan, o yalan ilişkilerden

Daha önemli bu, kim bilir


STEPAN

Bence bu kurtuluş yolu değil. Gerçi her şeyin hakkını vermeli.

Üstelik kaygılanmadan

Ama bir tükenme duygusu, ölümsü bir yılgınlık da

Olabilir seninkisi. Öyleyse karar vermeli

Bir çözüm yolu mu bu, değil mi?


LUSİN

Hep böyle baş eğmek mi? İstemiyorum bunu Stepan

Düşmeli bir çirkinliğin içine. Ve yavaş yavaş

Aşmalı çirkinliği.


STEPAN

Bak Lusin, şu da var ki, genelevse gideceğin yer senin

Zaten bir genelevde yaşıyor gibisin

Her türlü çirkinliğin içinde

Her türlü düşmanlığın, her türlü bencilliğin

İçinde anlaşıyorsun vuruşaraktan

Ve kırılaraktan durmadan

Öyleyse bir kurtuluş bu mu? Bana kalırsa

Ölümünü içinde taşıyan bir isyan.


LUSİN

İsyandı tanrıya başkaldırmak da. Öyleyse

Ben şimdi neye inanacağım

Yalnızsam, beni yalnız bırakan

Ve yalnız değilsem, kararsız bir yargıç olan

Başkalarına mı?

Yoksa kendime mi Stepan, ne dersin?


STEPAN

Korkunçtur, bana kalırsa adımıza

Hazırlanmış bir oyun var bizim

Hepimizi yalnız bıraktıkları bir oyun

Ve bilirler, insanlar yalnız kaldıkça

Konuştukları dil de değişir

Sonunda hiç anlaşamazlar. Öyle ki

Bir zaman parçası içinde, bir durumun

Değişmez akışında, tekdüze

Kalırlar bir sıkıntı avcısı gibi

Ve bir gün anlarlar ki, bir güç değildir artık yalnızlık

Ve bunu anlayınca, işte o zaman Lusin

Aşıvermek isterler bu zamanla durumu

Koşarlar, koşarlar, tam sınıra gelince

Sanki o tel örgülere yapışmış gibi

Bir duman oluverirler ya da kaskatı

Bir kömür parçası, bir ceset..

Nedir bu durumda insanın anlamı?


LUSİN

Aşmalı bu durumu Stepan.


STEPAN

Duymuyorum ben acılarımı. Ve yitirdim çoktan

Yitirdim bütün karşıtlıkları. Ne umut

Ne umutsuzluk, ne hiçbir şey

Kurtaramaz varlığımı benim. Ve yoğun bir anlamsızlığın

içinde

Sanki renksiz, boyutsuz

Ve göksüz, zamansız bir evrende

Tek çıkar yol yaşamaksa Lusin

Yaşıyorum ben de kaygısız

Değişmez bir anlamsızlığı böylece.


LUSİN

Yani bir çıkmazı sürdürüyorsun kısaca

Bu yitiriş kendini, bu çöküş

Sanki bir üstünlük duygusu veriyor sana


STEPAN

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki

Bir önseziyi kuruyorum şimdiden.


LUSİN

Asıl iş bir sonuca varmakta.


STEPAN

Varabilir misin?


LUSİN

Öyleyse çok uzun bir yol bu doğrusu.


STEPAN

Bir konyak daha içer misin?


LUSİN

Ayrılalım Stepan, belki biz anlaşıyoruz ama

İlkemiz ayrı yaşamak

Ve ne varsa işte bu ayrılıkta.


STEPAN

Adım Stepan, Lusin. Yani ben

Bir satranç oyuncusu olamam


LUSİN

Elini ver Stepan, ne de olsa bir anlaşmadır bu

Belki de bir anlaşmadır.


IV


(Bir insan yaşanmamışlığı bulunca

Onu artık hiç kimse anlatamaz

Kalır sonsuz gücünün buyruğunda

Ve bütün kesinliklerin üstünde, yalnız

Dolaşır bir ateşböceği gibi kendi aydınlığında) .


Şimdi her yerden bakıyor gözleri. Ve bütün kaygılardan

Sarkıyor bir yanık lekesi gibi

Stepan

Alkolden bir İsa gibi pencereye gerilmiş

Elleri gökyüzünün katlarında

Ve alkol korumakta onu. Ve zaman

Çekmekte kıvrımlarını ağdırmak için

Yalnızlığına Stepan’ı

Bitmeyen bir insan yapmak için onu. Ve ortaklaşa

Bir kasvet bağıntısına sığdırmak için

Zaman

Öyleyken direnmek istiyor Stepan: bir ilinti!

Yani insandan bir İsa gibi arıyor

Gittikçe daralan boşluğunda kendini.


(Sarı şey! bu dünyada ağrı var

Ağrıdır unutulmak, korkular

Çaresizlik bir ağrı

Ve göğün sürüleri bu ağrıdan kopmuşlar

Yeryüzü bundan böyle dağınık

Ki ölüm bir kurtuluşsa ağrının baskısından

Yalnızlık

Bir kurtuluşsa.. Sarı şey!

İnsan kendini korumaktan yorgun

Ağrının gezegen yaratığı

Stepan.)


Stepan, bir yağmurluğun yerini bulamamış hışırtısı

Kullanılmış bir jilet yere düşüyor, o

Bir konyak içer misin? Alıyor, işte Stepan

Dilidir Stepan’ın “bir konyak içer misin? ”

Yani bir ölü gömme töreninden doğmuş olan Stepan’ın.


(Armenak’ın, Diran’ın babası sandığı birini

Kumar oynarken vurduğu o gecenin

Sabahında. Ve sessiz bir düşüncenin

Kapatılmış bir acının yavaş yavaş yayıldığı

Ve kutlar gibi bir rahatlığı ölünün

Toprağa saldırdığı olağan bir vazgeçişle..

İşte böyle bir günün gecesinde Armenak’ın

Topraksı bir titremeyle Vartuhi’ye sokulduğu

Çiftleştiği ve...

Sonra deliler gibi ağladığı bu gözyaşımsı döllenmeye.)


Armenak

Düğmelerini parlatıyor şimdi. Ve Diran

Bir Armenak’a bakıyor, bir de her şeye

(Her şeyse, bu tek görünüşlü dünyamızdan

Bir yer mi ayırmak oluyor kendimize

Kim bilir..)

Ve işte kapının yanında öyle

Bir yer arıyor kendine Vartuhi

Alkolden dürbünleriyle

Aç, susuz bir böcek gibi kabuğuna çekilip

Büsbütün yitmemek için.


(Ayrıca, bu durumda hepsi de

Önce bir acıyla katılaşmak

Sonra o acıdan çözülmek uyumunda belki de.)


VARTUHİ

Ben demiştim, bir gün canımız sıkılacak

Bu kadar sıkıntının içinde.


ARMENAK

İyisi ne, biliyor musun, bir şakayı tekrarlayalım

Hey, Diran! sen kuş olsana gene.


VARTUHİ

Bırak Diran’ı canım

Hani şu falcı kadını görünce şapkanı

Nasıl ezdiğini ve sonra kravatını...


DİRAN

Sahi bir şapka aldım ben tavşan tüyünden.


ARMENAK

Haa, bildim, geçenlerde söylüyordun gene

Üç aşağı beş yukarı

Hep aynı biçimde söylüyorsun bir şapka aldığını.


VARTUHİ

Şapkanı göstersene, şapkanı!


ARMENAK

Diran, görelim şapkanı!

DİRAN

Hey, Diran, şapkanı göstersene!


ARMENAK

Olmadı, eğlenemiyoruz. Stepan!

Katılsana sen de oyuna

Ya da.. dur bakayım.. eğer istersen

Kısa bir şiir okudu bize Stepan


VARTUHİ

Boşuna yoruluyorsun, dinler mi hiç Stepan bizi

Tam on yaşındaydı, hiç unutmam

Biri dövmüştü onu, dudağı yarılmıştı

Ve hatırlar mısın günlerce

Dudağında gezdirmişti o kanı.


ARMENAK

Vardıkça üstüne kanattıydı yeniden.


VARTUHİ

İşte yıllarca böyle

Kanadı durdu Stepan kendi renginde.


ARMENAK

Önce bir kan biçiminde, önce bir kan biçiminde.


DİRAN

Peki, ne zaman doğdu Stepan, kim inanır öleceğine?


ARMENAK

Ölür mi hiç Stepan, nasılsa doğdu bir kere

Bir konyak içer misin Stepan?


VARTUHİ

Susuyor, küstürdünüz çocuğu

Ver Stepan, bardağını doldurayım

Aaa! sahi unuttum, bugün Stepan’ın doğum günü!


DİRAN

Aman ne güzel, Stepan’ın doğum günü!


ARMENAK

Bence kaldırmalı bu doğum günlerini

İnsan bir yas gibi doğuyor yeniden.


DİRAN

Öyleyse eğlenelim, vakit de geçmiyor zaten

Kiliseye gidelim, kiliseye!


ARMENAK

Yani geldiğin yere, öyle mi?

Ne de olsa tanrı çocuğu, ne dersin buna Vartuhi?


VARTUHİ

Hiiç! daha iyi bilirsin sen, kaçırmazsın çünkü cenaze törenlerini

Yakınsındır din adamlarına bu yüzden

Hele bir töreni oldukça incelikli

Sen düzenlemiştin de hani..


ARMENAK

Ben bilmem neyi daha iyi bildiğimi..


DİRAN

Nazlanma canım, herkes bilir ne kumarbaz olduğunu senin.


VARTUHİ

Ne yapsın, yalnızdı, vakit de geçmiyordu.

Ne o, sen de mi yalnızsın Stepan?


DİRAN

Doğrusu ben anlamam ama

Bir türlü insan vardır, der Stepan

Her yerde yalnız olan

Bir türlü insan vardır.


ARMENAK

Yok canım! hangimiz benziyoruz ki Stepan’a.


DİRAN

Niye saklayayım, ben benzemek isterim bazan Stepan’a


ARMENAK

Bence bir başka anlamı olmalı bu sözün.


DİRAN

Bir türlü insan vardır, der Stepan

Her zaman böyle der de.. ama siz isterseniz

Dokunulmamış bir anlam yükleyin bu söze

Deyin ki, Stepan her türlü kesinliğin üstünde

Yaşarken bir yaşanmamışlığı.


ARMENAK

Sen mi konuşuyorsun, Stepan mı?


DİRAN

Bir türlü insan vardır, der Stepan.


VARTUHİ

Neden anlaşamıyoruz öyleyse?


DİRAN

Sahi, biz neden anlaşamıyoruz Stepan?


ARMENAK

Benim iskambillerim nerde, bütün gün aradım durdum?


VARTUHİ

Kiminle oynayacaksın?


ARMENAK

Ha, sahi, unuttum, kiminle oynayacağım?


DİRAN

Kendinle oyna, kendinle!


VARTUHİ

Sıkıldım, çıkıyorum, canınız cehenneme

Lusin’i bulurum belki.


ARMENAK

Öyle ya, Lusin nerde?


DİRAN

Kendinle oyna, kendinle!


ARMENAK

Söyleyin, Lusin nerde?


STEPAN

Bana kalırsa önce biz

Yeni bir ad bulmalıyız Lusin’e.


VARTUHİ

Doğrusu anlamadım.


STEPAN

Bir kelime ya da bir simge

Buluyormuş gibi çirkinliğimize.


ARMENAK

Peki, ya Lusin nerde?


STEPAN

Yok Lusin diye bir şey yeryüzünde

Stepan da yok, Vartuhi de.


DİRAN

Diran’la Armenak da yok öyleyse..


ARMENAK

Ben varım. Ama örücü Nikolayla

Piyano tamircisi İvanof

Yok şimdi ikisi de

Öldüler.. Biri içkiden öldü

Biri de..


STEPAN

Lusin mi nerde? gitti ya Lusin.


ARMENAK

Nereye?


DİRAN

Zaten her zaman Lusin

İsterse biraz giderdi

Bu kez de uzatmıştır azıcık

Belki de

Seyreder gibi vitrini

Kalakalmıştır bir yerde.


VARTUHİ

Peki elbiseleri nerde, şapkası?


ARMENAK

Terlikleri nerde, terlikleri?


DİRAN

Belki de atlayıp gitmiştir bir trene.


ARMENAK

Terlikleri nerde, terlikleri?

Kırmızı terlikleri, rugan terlikleri?


DİRAN

Duruyor elbiseleri. Fildişi

Tarağı da duruyor ve siyah

El çantası ve hepsi.


ARMENAK

Terlikleri nerde, terlikleri

Uyuyan terlikleri, hiç uyumayan

İç çeken, yalvaran, ağlayan geceleri?


VARTUHİ

Hepiniz aptalsınız, canınız cehenneme

Lusin’i bulurum belki

Bulamam belki de

Bulurum, bulurum

Yok canım! bulamam ben Lusin’i

Bulsam ne, bulmasam ne?


ARMENAK

Hiç, sadece alışkanlık! Hey diran, bir şeyler söylesene!


DİRAN

Uyumak istiyorum, hazırlanmalı geceye.


VARTUHİ

Canınız cehenneme! Lusin’i bulurum belki.


STEPAN

Hep gitmek biçiminde, hep gitmek biçiminde.


ARMENAK

Benim iskambillerim nerde?


STEPAN

Yok senin iskambillerin, yırtmıştın hani bir gece

Çekmiştin esrarı da bütün gün

Ben kralları, din adamlarını sevmem diye

Yırtınıştın sonra onları.


ARMENAK

Ha, sahi, unuttum, yırtmıştım ben onları.


VARTUHİ

Sonra da korkmuştun, bütün gün bağırmıştın

Ben cinayet işledim, ben cinayet işledim, diye.


STEPAN

Unutmak biçiminde, unutmak biçiminde.


DİRAN

Bu sabah vardı gazetelerde

Bir öğrenci babasını zehirlemiş.


VARTUHİ

Biri de intihar etmiş yepyeni bir usulle.


ARMENAK

Sen niye ölmüyorsun? çirkinsin, üstelik de geveze

Ya Diran niçin ölmüyor?


DİRAN

Ben bayılırım cenaze törenlerine

Üstelik çiçek de yaptıracağım senin için


VARTUHİ

Biz ölümsüz aile.


STEPAN

Ha şöyle! koro halinde, koro halinde!


ARMENAK

Yok canım, üzülme sen de. Ona bir konyak

Daha versenize

Bari tadını çıkarsın ölümsüzlüğün.


DİRAN

Yani biz küfürle mi anlaşıyoruz ne?


VARTUHİ

Neden olmasın, elbette...


STEPAN

Bence bir efsaneyiz biz, acılı, mutsuz

Ve hayal gücüyle görünürüz sadece.


VARTUHİ

Kapı mı çalınıyor ne? Aaa! bakın, Lusin geldi.


DİRAN

Lusin mi geldi? Ne zaman?

Desene, çoğalıyoruz gittikçe.


VARTUHİ

Lusin, çok kaldın kilisede!


ARMENAK

Yok canım! Lusin değil ki o, bence

Adres soran biri olmalı. Değilse

Bir şirketin satış memurudur.


DİRAN

Belki de bir orospudur, birinden kaçıyordur..


VARTUHİ

Belki de.. hiç böyle giyinir miydi Lusin

Hem o kadar düşündüm ki onu ben

Kim olsa biraz benzerdi Lusin’e.


STEPAN

Ve herkes birbirine, ve herkes birbirine!


ARMENAK

Bence bir şirketin satış memurudur.


DİRAN

Ya da bir bankanın senedat servisinde..


VARTUHİ

O kadar çoğaldı ki son günlerde

Şu manikürcü kızlardan biri olmalı


ARMENAK

Kim bilir, belki de gündelikçidir bir giyimevinde.


DİRAN

Olsa olsa lüks otellerden birinde

Asansörcüdür. Bütün gün bir aşağı bir yukarı

Çene çalıyordur müşterilerle.


STEPAN

Gel Lusin! ta kendisi o Lusin’in.


DİRAN

Al bakalım, Stepan’ı içki vurdu gene.


ARMENAK

Hey Stepan! canın mı sıkılıyor ne?


DİRAN

Stepan sevgi gösterisinde..


ARMENAK

Biz sahi neden sevmiyoruz birbirimizi?


VARTUHİ

Alıştı sevmemeye.


DİRAN

Bakın şu ellerine, hiç Lusin olabilir mi o?


LUSİN

Ama ben Lusin’im işte

Şöyle bir uğrayayım dedim geçerken.


ARMENAK

Ne dersin Stepan, çok mu kaçırdık yine?


STEPAN

Yok canım, ne kaçırması, Lusin değil ki o!


DİRAN

Sen değil miydin, o Lusin’dir, diyen az önce?


STEPAN

O zaman biraz Lusin’di, şimdi değil.


ARMENAK

Benim iskambillerim nerde?


STEPAN

Geri dönmüş gibiydi, Lusin’di o zaman elbette.


VARTUHİ

Canınız cehenneme! işte ben gidiyorum.


DİRAN

Ee! gideceksen git sen de..


STEPAN

Yani bir anlamda elbette Lusin değil.


DİRAN

Kim kime benziyor, kim kimin biçiminde?


ARMENAK

Peki, Stepan nerde?


DİRAN

Hay allah! unuttum gene, Stepan da kim?


VARTUHİ

Adımı söylesenize, adımı!


ARMENAK

Adını bilmem ama, seni ben

Birine benzetiyorum, birine.


STEPAN

Olmaz ki, işi çok karıştırdık.


VARTUHİ

Yeniden tanışalım öyleyse.

İşte ben Vartuhiyim!


DİRAN

Sen Vartuhi olunca.. Diranım ben de.


ARMENAK

Diyelim ben de Armenakım

Kim kalıyor şimdi geriye?


LUSİN

Lusin’le Stepan kalıyor. Bense

Lusin olduğuma göre..


STEPAN

Tek aday kalıyor Stepan’ın kimliğine.


ARMENAK

Benim iskambillerim nerde?


VARTUHİ

Şimdi de fal mı açacaksın?


DİRAN

Hadi kuş gibi öteyim. Kanarya ya da iskete

Gibi öteyim, eğer isterseniz

Ve Stepan isterse

Lusin de isterse, madem ki Lusinim, diyor..


VARTUHİ

Değişsene üstünü Lusin!


DİRAN

Bir şeyler okusana İncilden

“Ey kardeşler, size muştularım, ve...”


ARMENAK

Bana bir konyak versene Lusin!


STEPAN

İyi geceler!


LUSİN

Her şey aynı her yerde.


V


Ufacık meyhaneler vardı daracık sokaklarda

Baba Armenak içerdi.


(İçmek! şimdi hep birden neyi deneyelim

Neyi

Sen, tanrıtanımaz kalabalık, büyük ağlamak

Dengesiz yokluk

Yerini bulamamak

Seni mi, neyi?


Bir akşamüstü kıyılara çıkmıştık, şöyle bir durmak ne güzeldi

Bir pencere açıldı

Bir bardak ekşi erik rakısı içildi

Sanki bir defaya mahsus olmak üzere dünyaya bakıldı

Sonra

Balkonlar eski rengine boyandı ve güneş gözlükleri

Çıkarıldı

Yeryüzü anlatıldı, dinledik

Karışık olduk bir süre. Gözlerimizi

Sallantılı bir denize bırakır gibi içimize bıraktık

Sandallar bir yükü boşalttılar yani

Bir kenti boşalttılar, ev içlerinin

Karışık, durmaz halini.


Sonsuzduk. Bir sonsuz adam denirse bize

Ve çılgın bir gemicinin diliyle söylersek

Küçücük bir seren direğinden kocaman

Dünyamız görünürdü.


Sonra her şey birdenbire çirkin, birdenbire çirkin, birdenbire

Çirkindi

Bozuldu bir akşamüstü kıyılara çıkmak çünkü

Eller bir soğuk el resmine girip dondular

Ay çürüdü

Her şey bir hizada kaldı, bütün eşyaları kaldırdılar

O kaldı

Bir o kaldı: gelişen korku.


Yani kutsal kitaplardaki değil ve çağdaş felsefedeki

Seçkin bir dili abartırkenki görkemli

Bir korku değil

Değil de, ne Romalı bir köleninki

Ne engizisyon mahkemelerindeki, ne de

Barışsever bir Yahudinin

Avlanırken duyduğu

Bir korku da değil bu

Ve bütün insan avlarında duyulan

Konuşmaya ya da telaşlanmaya

Hiç mi hiç vakit bırakmadan

Tüyler, anılar bir daha yaşasın, bırakmadan

Kocaman bir “vur! ” sesi

Var ya

O bile değil.


Gelişen bir korku bu yalnız

Umudu, umutsuzluğu

Bir anlama getiren

Anlamsız bir soy olma korkusu.


İçmek! şimdi hep birden neyi deneyelim

Neyi

Yalnız kaldık, yalnızlığımız bizim çok büyüdü

Dünya ayaklarımızdaydı galiba. Ellerimiz

Acılı bir şekilde gökyüzüne takılı

Ve nasıl benziyordu her şey ki baktığımız

Bir cambazhanenin kurumuş bir çıkartma gibi

Serili her şeyine

İşte burda diyebiliriz ki bay yargıç

İçmek bize yepyeni bir iyilikçilikti

Öyleydi

Size günlerimizi gösterelim, gecelerimizi

Yırtıcı kuşlarımızı ve örümceklerimizi

Didik didik edildiğini gövdemizin bay yargıç

Ah öyle değil

İçmek, içmek, içmek! ne anlama gelirdi

Getiren cehennemini birlikte

Baş eğmez, ama yılgın bizleri

Cezalandıran

Yapayalnız kalmaktaki eylemimizi

Suçlayan bir şeydi alkol

Öyleydi.

Ve yaşam söylemekti bay yargıç

Bilip de söyleyemediklerimizi

Eski bir umut kadar eskidik. Ve eski

Yaralarımızı gösterelim size, çürüklerimizi


Koparılmış tırnaklarımızı bay yargıç

O soğuk karanlıklardan soğuk

Artakalan gözlerimizi

Ah öyle değil

Çünkü eski bir toplumbilimdi yargılanmak

Ve eski

Bir cehennemi uygulamaktı bizlere

Baş eğmez, ama yorgun bizlere.


İçmek! şimdi hep birden neyi deneyelim

Neyi

Yangınsız, cehennemsiz

Bir ölüm mü kalıyor sanki geriye

Ve ölüm ki nedir bay yargıç

Çok garip bir şekilde kirlenmenin

Adıdır ölüm

Sonra soğuk ve eski

Ve sonsuz bir dilekçenin

Altındaki pullar gibidir

İmzası görünmezse de çürümüş iskeletlerimizin.)


Herkes biraz olsun içerdi. Kapı açılınca zil sesleri

Gibi her türlü acıların hep birden delirdiği

Oralarda içerdi

Stepan evde içerdi. Vartuhi

Çantasında taşıdığı dürbünsü bir şişeden

Değişmesi bitince hep yeniden içerdi

Lusin de içerdi de.. nasıl anlatmalı

Bulanık bir dünyanın içinde


Düşe kalka içerdi

Ve gündüzler olurdu sonra geceler

Geceler gündüzlere girerdi

Çiçekler getirirlerdi, hiçbir şeyden yapılmamış çiçekler

Bırakır gibi bir mezarın üstüne

Bırakır giderlerdi

Adı geçerdi birinin, hiç olmayan birinin

Sonra adı olmayan bir ülkeye giderdi

Zamanlar birbirine girerdi. Koz gece.


(Ve cinayet gecesi Baba Armenak

Yağan yağmurun altında, asfaltta

Ölü bir tilkiyi hatırlıyor

Herkesin ölü bir şeyi vardır. Ölüler çoğaldıkça

Artık hiçbir şey ölemez.

Ve bu yüzden olacak Armenak ölümü tanımıyor

Yollar var arasında ölümle

Aşamaz o yolları. Aşmak için

Hiçbir şey yapamaz Armenak

Stepan da öyle

Bunlar ne zaman ölecekler, bilinmez

Bak Lusin ölebilir şimdilik

Diran da, Vartuhi de

Ve Lusin ölmeyebilir de.. Sarı şey

Ölüm.)


Peki bu yuvarlak masalar da ne, karanlık örtüler

Upuzun her yerleriyle hiç alışmadıkları

Bir dünyaya sarkıtılmış bu insanlar da ne

Sonra bu gürültü de ne. Bu adam

Neye uzanıyor böyle, anlamıyorum.

Birini mi kaldırıyor yerden. Ve niçin

Onu kaldırınca kendisi

Düşüyor da yere, öteki

Onu kaldırıyor sonra, anlamıyorum

Bir tekdüzelik, bir ilinti

Bir ayakta durma biçimi belki

Belki de..


Her neyse, benim ellerimse bunlar, iskambillerim nerde

O sahi Lusin’di de ben tanımadım mı

Stepan! korkunç yalnızlık

Stepan!

Oğlanlarla kapanıp bir yerlere günlerce

Sapsan dudakları ve yağlanmış teniyle

Çıkagelmesi bir gün. Ve nasıl

Nefretin en çağdaş biçimiyle

Bir şeyler çözülüyor, bir şeyler yıkılıyor, anlıyorum

Öyleyse

Sayılar neden böyle yumuşak

Neden hiç kimseler konuşmuyor

Ben neden yalnızım?


Benim eski bir gramofonum vardı, nerede

Plaklarım da vardı

Ben sessiz filmlere giderdim, nerede

Bilardo oynardım, kırmızı top

Çarpa çarpa büyürdü caddelerde

Kadınlar bana bakardı. O zaman Beyaz Ruslar vardı

Ve korkunç çalgılar vardı meyhanelerde


Örücü Nikolanın evi vardı, kendi yaptığı votkaları

Vardı Nikolanın. Paskalyada

Çörekler alırdı bize Nikola. O zaman ne güzel yağmurlar da

yağardı

Saçak altları ne güzeldi. Biri kapıyı açardı

Eski resimler çıkardı, resim resim kokardı onlar

Bir sürü terlikler çıkardı sonra, bahçe kapıları çıkardı

Üst üste odalar, saatler, yüzük kutuları

Kolonya şişeleri, örtüler, daha bir sürü şeyler

Hep durmadan çıkardı

İpekli kumaşlar başka türlü alınırdı. Kadınlar

Kapıları başka türlü açarlardı

Nikola, bir de Nikolanın arkadaşı İvanof

Piyano tamircisi İvanofla birlikte

Rakılar içerdik. Benim karışık işlerim olurdu

Nikola takılırdı bana. Gerçekte fena adamlardık

Kadınlar kapıları başka türlü açarlardı gene de

Yumuşak sesler çıkarırlardı. Yatakları tertemizdi

Sahi ben Hera’yı sevmiştim bir ara

Şu manikürcü Alman kadını

Kim bilir nereye gitti. Ben Armenak

İmzasını şöyle şöyle atan Armenak

Ve mektup yazardım. O zaman genç kızların ipekli şemsiyeleri

vardı

Ben Armenak

Kaç yaşında olmalıyım.


İçsem mi biraz daha, içmesem mi

Ne diyordu İvanof, sen ne kadar içsen de

İçmedin bir gün bile


Nerde şimdi İvanof

Saklanıyordur ölümde

Kim bilir, belki de bir piyano olmuştur İvanof

Nikola dikiş iğnesi olmuştur

Yani insan ister istemez

Bir şey oluyor ölünce

Ben iskambil olacağım. Koz kupa olacak gene

Piyano, iskambil ve iğne

Ben Armenak

Vartuhi’nin kocası

Vartuhi

O da mineli yahut sedef

Bir dürbün olacaktır elbette

Sahi ne yapıyordur şimdi Vartuhi

Stepan

Ya ne yapıyordur Diran

Lusin ne yapıyordur. Lusin kim bilir nerde

Herkes kim bilir nerde

İçsem mi bir kadeh daha, içmesem mi

Ne diyordu İvanof

Ölümüne saklanan İvanof

Sen ne kadar içsen de

İçmedin bir gün bile.


Ben şimdi ne yapacağım.


VI


(Saat kim bilir kaç olmalı. Belki

Her türlü saatlerin hep birden

Tanımsız bir yeri gösterdiği

Bir saat olmalı ki..


Çok karanlık bir cümlede durmuş gibiyiz

Herkesin, ama herkesin yanılıp bir yerlere gittiği

Bir cümlede durmuş gibiyiz

Ki bütün mektupların, telgrafların

Durmadan yanlış verildiği

Sapsarı bir cümlede ve geniş.)


Telefonlar kesildi evrendeyiz

Stepan

Alkolün yaslı çocuğu

Denizden bir İsa gibi kaybolan

Kendi denizlerinde.


Bir konyak içer misin? Alıyor, işte Stepan

Adıdır Stepan’ın “Bir Konyak İçer misin”

Susuyor

Niye susuyor, yok mu bir alacağı dünyadan?


(Sarı bir şey oluyordu bir akşam

Issız gökyüzünün içinde

Sarı bir şey! Bu nasıl bir anlamdır ki, elinde

Bitmez tükenmez duvar kâğıtları taşıyan

Bir adam

Bir zaman dışı işçisi belki

Ya da bir kasvet tanrısı tarafından

Gönderilmiş bir haberci

Telaşsız elleriyle dünyayı yorgunlaştıran.


Ve duvar kâğıtları kaplanınca gökyüzüne

Tam o zaman

Sarı bir şey yapıyorduk herbirimiz

Bir ölüm habercisi gibi kendimize

Sarı bir iğrentiyle ve sarı

Çılgınlığımızla buluşan

Bir intihar sonrası gibi ıssız

Sapsarı yüreklerimize.)


Saklıyız. Biri mi geziniyor dünyada ne

Yok canım, bize öyle geliyor

Peki, bu ayak sesleri

Merdivenleri çıkıyor Diran

Yani yaşıyor olmak

Yaşamakla bağdaşamaz bazen.


(Çok telaşlı bir şeyleri durmadan yaşamaktan

Yılgınız

Ve “ne yapsak” bizim yüzümüzdür

Yaşlıyız kullanmaktan

Kadınların aramızda olmadığı saatler

Gibi soğuk uçlu ve kaba

Ve inatçı bir keder tanrısı tarafından

Çekilmiştir sayısız

Arkamızda duvar kâğıtları, fotoğraflarımız.


Olmayan insanlarız. Üstelik olmamaya

Tanığız, kararlıyız.

Sanki bir hayat komasından çıktık da

Görünsün istiyoruz yeniden

Hep aynı biçimde yeniden

Yeniden, yeniden, yeniden çıldırdığımız.)


Hayat ölüm istiyor, bozgundayız

Vartuhi

Bir karanlıktan bir başka karanlığa

Bir karanlık gibi geçen Vartuhi

Ölüme dalmış gibi. Ölüme

Saplı bir bıçak gibi Armenak

Kara bir çılgınlığın dünyaya uzarkenki

O ilkel biçiminde.


(Çılgın! şimdi bir çılgınlığı anlamanın

Vazgeçilmez kendisi olmalı

Kötü bir akşamüstüne uzatılmış ayak parmaklarının

Ağır ve güneşsiz sallantısında

Uykulardan vurulmuş o acaip kuşlarla

Kansız ve zararsız kuşlarla

Hiçbir anlama gelmeyen kuşlarla. Sonra

Çok uzun bir bıçağın kaçınılmaz ölümsüzlüğü

Bir kaktüs suyunun rahimsi yoğunluğunda

Ve mezarların ki kustuğu, gebe kalmış toprağın

Kustuğu yalnızlığa

Bitmeyen yalnızlığa, gelişen yalnızlığa

Çılgın

Yani bir çılgınlığı anlamanın

Vazgeçilmez kendisi

Hangi hoş kokulu zamanların, acıyla unutulmuş

Çağların katı bilinci

Ve taşlar arasına sıkışmış parlak taşların

Bir konyak ağırlığınca neyi ateşlediği

Gibi

Güçlü ve yılgın.


Ey boşluksu beline asılmış tabancanla

Sen, bütün imgelerin yolunu değiştirdiğin

Sayısız değiştirdiğin yeryüzü eşyalarını

Az bulunur bir çirkinlikle ve hızla

Ve günler yarattığın korkunç ve kaba

Ve yanmış alkollerin, sınırsız alkollerin

Kimseyi sokmadığın o taşkın havasında

Ve ölüm sonrası bir yaratık gibi kendini

Yaşamaya zorladığın kurşunla

Sen

Çılgın

Yani bir çılgınlığı anlamanın

Çağdaş ve seyircisiz tanrısı

Günüyüz, görkemiyiz bir seni kutlamanın.)


Şiirlerin yavaş yavaş bittiği saatler

Bir çocuk yüzünün, bir sokak isminin, bir kitap sayfasının

Bittiği ve uzantısını geri çektiği saattler.


(Bir şeyiz

Kaçınılmaz ölü saatler içindeki

Kimse artık bir şey için daha fazla bir şey söyleyemez

Yaşadıklarımızı ancak toplarız. Dünyadan

Hiçbir şeysiz ancak çıkarız

Ki biz öldük diye yapılır bütün işlemler arkamızdan

Susarız, katlanırız

Uçsuz bucaksız rengini alırız bir daha hiç konuşmamanın

Sorularımız ancak kalır, sıkıntılarımız.


Arkamızdan biraz olsun gülerler

Gülsünler! bu bizim boş bulunup onlara yakalandığımız

Onların günübirlik yaşadıklarına

Yeni doğmuş gözleriyle kaygısız

Biz ki işte kendimizi ancak toplarız

Son kadehlerimizi ancak içeriz. Sigara paketlerimizi

Ceplerimize koyarız

Kapılardan ancak çıkarız. Masalarda

Sorularımız ancak kalır, sıkıntılarımız.


Ve kalır kahverengi saatler, hiç bilinmeyenler

Bir çağı gerdiğimiz, süresiz kanattığımız

Kalır elbette bunlar, daha fazla değil

Ve soğuk dünyamızda yanıtsız kaldığımız

Sonra işte acılarımızı ancak toplarız

Şehirlerimizden ancak çıkarız. Boş sokaklarda

Evlerde, tezgâhlarda ve bütün olağanlıklarda

Sorularımız ancak kalır, sıkıntılarımız.)


VII


Ve onlar ceninler gibi orada. Öyle bir rahim çıplaklığına

Uzatılmış bir ışıkla buruşmuşlar gibi

Çok ağır bir tabutu kaldırıyorlar gibi arada

Elleri üzerinde. Ve boşluk yalpalayınca

Ve dünya kımıldayınca biraz. Dünya

Yanıtsız bir eşya gibi. Sonra?


(Sonra o geçite, aşağıya

Bir krizantem giyinip yapraklarını

Düşüyor sanki işitilmedik bir güçle

Ölümsü bir delirgenlikle, katı ve soğuk

Ve değişmez bir yolcu biçiminde. Atışı bitirilmeye

Zorlanan bir yürekle, gün iskeletinden

O sonsuz efsaneye, geceye

Ve bir çiçek olmada varlaşarak

Düşüyor kan görmemiş taşlara

Stepan, Vartuhi, Armenak

Diran ve Lusin

Yani o altın tüveycin etkisine koşarak

Sonu gelmez bir durumun

Sonu gelmez kapılarını açarak

İniyor kantanımaz taşlara

Lusin ile Vartuhi

Diran ile Armenak.


Belki arasıra o yorgun

Bedeviler geçiyorsa pasajdan

Stepan, Stepan!

Olsa olsa Stepan.)