İçeriğe atla

Tragedyalar II

Boyut

KORO


Ve umutlar sonsuzdur. Çünkü en büyük yaslar

En büyük ölümlerden sonra tutulur.


EPİSODE


Gelirler bir geminin yolcular listesindeki adlarıyla

Tozlu ve incir ağaclarından örülmüş kazaklarıyla

Çağlara göre sıralanırsa çok yönlü ve haritasız

Yastutmaz bakışlarıyla

Bir yürek resminden yapılmış yürekleriyle

Böylece, gündüzün en müthiş yerinde, gündüzün

Başkalarınca işitilmedik bir yerinde

Sanki bir yaz bahçesinde binlerce sarı ampulün

Onları sonsuz ve tedirgin dünyaya akıtan biçiminde

Öyle.


Ve yoğun caddelerde, tekdüze otobüslerde

Çok uzun pasajlarda, bir sürü duraklarda, geçitlerde

Her türlü otellerde. Yönü pek bilinmeyen

Yalnızlığı kurutan birtakım asansörlerde

Öyle.


Ve öyle çok sesten katı bir sessizliğe geçerkenki

Bulanık, kirli

Biçiminde bir yaz ayini. Upuzun kokulu tabutunda

Bilmeden yer değiştiren bir süryani

Solgun balmumu çiçeğinden o hiç anlatılmayana

Bakarkenki

Kızgın demir yüzlü bir su hayvanından

Yansımış kızgın yüzünü bildirerek

Kimselerden öğrenmediği bir gülüşle

Kimselerden ögrenmediği bir gülüşle

Böylece, insanın en müthiş bir yerinde, insanın

Başkalarınca işitilmedik bir yerinde

Acısızlık açınca ölmemekteki renklerini...


KORO


Başlar ceplerinizin alkolle işleyen saatleri.


EPİSODE


Ve akar tozların, küflerin, iç çekişlerin

Nar şuruplarının kanı evlerin

Bir akşamüstü kargaşasında, bir umutsuzlukta

Hiçbir zaman önce ve sonra


Birden bir yabancılığa sürgün gitmenin

Ormanını kuşatan bitkisel yalnızlıkta

Kandır kesilen imgesi her menekşenin.


Kandır hiçbir yere uymayan eller, sayılar

Tüylerin

Ölümün tüyleri gibi uzayıp çekilmesi

Kan, bu nasıl kan ki, kanı ölümün

Geceye değgin bir ölümlünün

Kendini tanrıya yok dedirtmesi


Ve hepsi.


KORO


Direnmek elinizdeydi, bu neydi

Çünkü ey paralar, bültenler, sabah gazeteleri

Banka müdürleri, şirketler, tröstler ve karteller

Ey papa XXIII. John ey, bütün din kitapları, nükleer denemeler

Ey sizi bir şeylerle durmadan değiştirenler...


EPİSODE


Gelsinler biz onlara yalnız gazetelerimizi göstereceğiz

Ağzımızdaki bir şeyleri çarçabuk yutacağız

Bir kadeh de içkimizden alacağız. Aldıktan sonra

Biz sahi nerelerde kalmıştık?


Biz böyle nerelerde, yorgun, yaralı

Bir atın tek başına bir ovayı kapladığı

Oralarda

Ve günün her saatinde fal açan bir adamın

Şu sinek onlusunu bir türlü kullanamadığı.


Her şey ne kadar beyaz!


Her şey ne kadar beyaz. İçimizde sakladıklarımızın birazı

Sesimiz ve bütün düşündüklerimiz, her şey

Yolcular, o soğuk istasyonlar, bizim her günkü tekrarlarımız


Değil mi, ne kadar beyaz gemiler

Fenerler ve bütün yol göstericiler. Parmak uçlarımız

Kim bilir kime yazdığımız bin yıllık dilekçeler

O buz tutmuş güneşler, eski eşya satıcıları

Ve sirkler

Ey büyük sirk tanrısı, sen bizim her türlü aşkınlığımız

Ve yalnız.


AĞIT


Ey yetersiz el, ilkimiz, şaşkınlığımız

Ağışın ne kadar beyaz

Gökyüzün ne kadar anısız kaldığımız

Akşamları sarı defterlerin, katalogların

Alkolün ve soğuk örtülerin eli olmanın


Kansız ve değişik ağrıdığı

Yani hiçbir şeyin, öfkenin bile daha bir şey olmadığı

Ey yetersiz el

Ödemenin, sevişmenin, korkunun

Soğudukça kararsız

Ve çıplak kara imleri stenonun

Gibi bir bir döküldüğü, anlamsız

Ey yetersiz el

Sen nerde eskidinse ordayız

Erinç mi, değil mi, ama ordayız

Yüzlerin sayılar ve yenilmiş şehirler kadar ağırlaştığı

Ve aşkın bakımsız kaldığı, işte ordayız.


EPİSODE


Kalmak hep böyle kalmakmı yeni bir yağmur yağıncaya

Dağlarda dağlarda ve soğuk her yerimizde, çağlarda

Yılgınız çünkü sen, ey soğumak korkusu

Ey umut, ey beyaz örtülerin tükenmez uzunluğu

Kimse bir gün sana koşmaktan kendini alamaz.


KORO


Ey sizler, ey ölümlüler

Ey kimseyi saymadan mutluluk dileyenler

Ey nerde olursan ol dongun kalabalık

Yiterek seslerinde ve değişkenliklerinden

Bir şeyi hep sevmelerinden ve birden

Yıllara, yüzyıllara usulca ilişenler


Ey sizler

Yani ey otel kâtipleri, ey sonsuz otel kâtipleri...


KORO BAŞI


Varın, duyurun artık birlikte sesinizi

Duyurun acınızdan yeni bir soy yaratmanın

Doyumsuz, sonsuz, o eşsiz görkemini.


Daha işimiz bitmedi, öykümüz sona ermedi.