İçeriğe atla

Çiçekleri Sulasan

Boyut

çiçekler sulasan, kurumuş yaprakları kessen

sözgelimi tırnaklarını yemesen

akşamları erken yatsan iyi olur.


iyi olur elbet

yani şu süsenler, kır menekşeleri yok mu

ne desem

denizin bir tenhalıkla uyumu

kayboldu

kış çoktan unutuldu da ondan. bir akşam

bir manav bütün hüznüyle konuştu

salatalara vuran bir ışığın altında

sanki Ortaköy’de yarısı yanmış bir kışla

gene böyle bir sonuçtu

kış unutuldu kardeşim. artık

hiçbir ayak sesi birbirine benzemez.


Bingöl’le İstanbul arası

otobüsle kaç saat

yani İstanbul’la Bingöl arası

kaç saat otobüsle

kimine göre günlerce

kimine göre birkaç saniyedir

çünkü özlemler çeşit çeşit

özlemler ki binlerce

ah sevdadır ancak onları birleştirir

Sündikan dağlarından aşağı

Isparta biraz gülümser

Isparta'nın ortası denizli çarşı

balıklar cansız yüzer

ey ülkesiz özlem, sen şimdi biraz dur

bir kadın neden olmayasın ya da yitik bir erkek

ah evet

size de sormak gerek

ey uçurumlar, köprüler

kış neden unutuldu.


Mersin körfezinde batık bir gemi

ütünde kuşlar yüzen bir gemi

kaptanı Seyhan suyunun başında

keklikle rakı içer

atar ruhunu bazen sulara

akışına suların

yani eliyle Kars'ı gösteriyordur Kars'ta

Erzurum da Erzurum'u

bazen de

kör bir tüfeğin ucuna o ruhu

kuşlardan kuşlar çıkarır, kuşlara kuşlar ekler

yepyeni bir kuş yaratır

tüyleri kalbini saran

Seyhan suyunun başında

ne olursun yolcu dokunma ona

bak, kan kırmızısı gözlerinin kenarı

benimle konuş istersen

dedim ya benimle konuş

yolcu

üsteleme kardeşim hangi kış unutuldu.


iyi olur, iyi olur

Bartın'dan Devrek' e yürüyen tavşan

bir kırk yılı beyazlatır durur

kırık yılda kırık kış işte, yok sayarsak ölümü

şuramızdan bir karakış savrulur

ben derim iyi olur, sen dersin kötü olur

bir ölü ovunurken bir başkası ovunmaya soyunur

kış durur.


İzmir çarşısında bir kadın

güpegündüz bir kadın

gecelerini bilen, iç çamaşırlarını bilmeyen

dudaklarını bilen, öpülmeyi bilmeyen

çocukları olan, ama çocukları olmayan

güpegündüz bir kadın

tabancasıyla üç yerinden vurulur

yaz düşer yaprak yaprak

kan donar söylene söylene

kırılmış sırça gibi dökülür yerlere yaşamak

bir minibüs Milas’a kalkar

bir minibüs bir daha Milas’a kalkar

çakılır durur

söylesene ne olur, konuşsana ne olur

kış nerdeydi o vakit kime sorulur

ısıt şu ekmeği avuçlarında

ufacık dünyanı ısıt ısıt

yoksulsun ya ölümün daha büyük

entarin sümbüllü basma

sümbüller binbir delik

eh neden acısındı artık sana

unutuldu acımak

unutuldu bir kış daha.


(o kış mı, iyi bilmiyorum, o kış mı

salataların buza kestiği o kış mı

yalnızlığın, yoksulluğun bir salgın gibi

kente yayıldığı o kış mı

dükkanların erken kapatıldığı, şekerle tuzun birbirine karıştığı

-ve neydi, gene neydi bir hüznün özgül ağırlığı-

bütün yüzler birbirine benzerdi

bütün yüzler birbirinden doğardı

o kış mı, o kış mı

evlerde sokaklarda, fabrikalarda

hemen hemen her yerde

sanki herkes birbirine ağlardı.)


ey sonuç

neyin sonucu

alfabeye koydular ölü bir kuşun yavrusunu

-ah neydi gene neydi ölümün özgül uzunluğu-

ve neydi

bir ayvayla bir ayvanın arasında tüten sarılık

böceklerin uzun uzun yıkandığı sarılık

o zaman ki kar yağdı, kimse bir şey anlamadı

kapıları pencereleri sıkıştırdık

o donuk kanla, donuk olmayan kanla

ve ne çıkardı boz bir gökyüzü bizim olduysa

kalsak kalsak biz ikimiz kalırdık ki ne çıkardı

kirlilik yürürlüğe girmişti bir kere

aramızda hiç yoktan bir acımasızlık

üstelik karaciğerim, kalp çarpıntıları, vesaire

her neyse şuydu buydu

ben unuttum hangi kış unutulduydu.