İçeriğe atla

Akşam Sofrasında Yedi Kişilik Bir Aile Oyunu

Boyut

I


Önce kim - "önce sen"


Dirilen bir işci olmalıyım. Öyle olmalıyım ta eskiden

(Ağlayarak) anlamlıydım olmalıyım anlıyarak

İşci türemedi hiç bir şey türemedi

bezirgan ölü tükendi köle ölü bitti

bir yazı sağdan sola kıvrılarak eğilip

bükülerek bir şekil almalıydı

önce kim - "önce o"

dirilen bir işçi olmalıydı


İşçilik kime kaldı görüyorsunuz

çocuklarım

"çocuklarım nerdesiniz" baba sofrayı hoplatarak

Baba tanrıya yalvar

malar


"işçi miyim değil miyim"

durmadan kendini yorarak kurcalayarak

soruyor (bu kim bizden değil)

Kendini darağacına atsa

ağırlığı az gelir boğulmaya - ve atmadı


Beni mi adasalar iyi olan beni

diledikleri yerine gelsin diye kurban

çünkü hep budanmışım gibi

koyun bazen horoz gibi algılıyorum bazen omuz etlerimi

"intiharla (oysa mı) bir çelişmeydik eskiden

yasaktık intiharla

canımızın hakkı üzerine

varamazdı elimiz


"intihar bulun intihar kurbanlara"

onların değişen sesi bu ağabeylerimin

sofrada apaçık duyuyorum işte

kendilerinden kaçıp koşuyorlar bu sofra boyunca

"nasıl olur ama tohumları babamın"

"nasıl olur ama başka bir ırk"

"Başka bir ırk mı" sürüyor onlardan


Bu ev sofrası kuruldukça

Camlar kaykılıyor ve bahçede ağaç

Tehlike kuşları kaldırıyor

Düşsel bir oyun olan çocuklar

Lar - onlar laronlar

hala sağdan sola yazılan babam

bozulmaz akıllar kullanıyor

yaşlanıyor ama bozulmuyor ve diyor

"çünkü bozulmazdan yapıldık


Bu ev sofrası kuruldu önce baba

Oraya pencereden ağaca ve kuşlara

"çünkü ağaç işarettir içimizin sorularına

kuş işarettir doğup ruhları

dev gibi sallanan çocuklara"

Bu ev sofrası kuruldukça ana

Oradan pencereden ağaca ve kuşlara

"çünkü ağaç problemdir çok karışık bundan böyle aklım

kuşlarsa uçar gider uzaklara"


O başka yargılar öteki başka bakar

Ellerindeki meşalelerle topraktaki kovuklara

Yaklaşan laronlar lar - onlar çocuklara

bakıp

bakıp sofraya. Ana

yemeğe yaklaşıp ekmekle koklaşarak

/ "bereketli küpler

yağ küpleri ne demek bilmez bunlar

geberesi dinsizler

gel ekmek keseyim seni" /


"Koklaşmak mı ekmekle savaşmak"


Anaya onların gönül kıran sesleri ağabeylerimin

İ'yle başlayan ve birbirinin aynı isimleri

Yani i ile i ve i'yle i

i olur mu i "diyor"

İki değişik ad olmalı onların ki

"iki değişik ağbeyim benim

yok mu ki"

Sofrada önce arkaya sallanarak

kız ekmekle alışveriş etmeden

"Kız o çünkü oğlan değil"

Küçük oğlan bakarken söylerken bunu anaya

Hepsi nedenli ayrı ekmek başında

Sarmışlar sımsıkı beni gibi

Hep adanmışım gibi

Yerine gelecek ne bana göre

Kurbana göre mi bu adak


"Kardeşim

Ben

Başıboş bir kamaya saplanmışım gibi"

"Peki ama" küçük oğlan

"Ne demek kamaya saplanmak"


"Ağabeyim

Ben

Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi"

"Peki ama" i ve i

"Kim çizebilir senden başka senin yaşamını"

"Anneciğim ben

Kaskatı bir esirliğe keptirilmişim gibi"

"Peki ama" ana

"Kepmek mi ne kepmeki

Kendine iyi bak önce üşütme ciğerlerini"

"Kardeşim ben

Yüreğimden böğürmek üzereyim gibi"

"Peki ama" kız kardeş

"Yürekle böğürmek mi dedin.Öyle bir şey mi dedin"

"Babacığım ben

Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi"

"Peki ama" baba

"Ayakların... Apaçık uydurma ayaklar senin ki"


"Yepyeni güçlenen ayaklar onun ki" i ve i

"Bak kardeşim kamaya saplanmak

şu demektir ki...

................................." ben

"O var çünkü tanrı

O çizer onun yaşamını" baba

"Kaskatı bir esirlik.../çok acı/.. " i ve i

"kaskatı kaskatı kaska kask kask kask " kız

"Kendine iyi bak..." kız - anne

bakışarak ciğerim onlar benim

"Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi mi" küçük oğlan

Çünkü kardeşim dedem dedemin olmuşu muyum

ben


"Olmaz dedenin olmuşu - Ulmuş deden" i ve i

"Ulmuş mu yani benim babam" baba

"Dedem senin baban mı ki bana" ben

"ben dedem deyince..." ben

"hah hah haa-" i ve i

"hah hah haa-" ben

"bir kediyim ben" birden

"bi hayvanı evin" kedi

Sarmışlar sımsıkı beni

Hep adanmışım gibi

Yerine gelecek ne bana göre

Kurbana göre mi bu adak

Başıboş bir kamaya saplanmışım gibi

Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi

Kaskatı bir esirliğe çöktürülmüşüm gibi

Yüreğim bögürmek üzere gibi

Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi

"Kandırma beni çocuklarım

bozulmaz'dan tutunun - bırakın öyle öleyim" baba

Baba halk oldu baba helk değil


Sarsılıyorum ve içimdeki hayvan perdeyi aralıyor ve

/ anlıyor. /

Bakamıyorum başkalarının yüzünden başka yüze

Kendime

En sağlam sesleri söyleyin ağzım

En geçerli ilkelerini dünyanın


Sessiz atılıyor (devinim kayarak)

Sofranın dibine kedi (sesler var)

Önce Hamit "kedi kayınca sofranın dibine..."

"Hamit mi Hamit kim" sofra


Elim korkunç uzanın üzerine kedinin

Öpmek ister gibiyim kedinin üçgenini

(Ellerini) Kollamak kapmak ve kaçmakını

Kedi yapmazsa bunu çünkü kedi değil

"Biz bir şey yapmalıyız galiba - ama neyi"

/ "daha yeni mi sordun bunu çok mu yeni" / ekmek

"Yüz yıldır sormadım

Soranın ardına varmadım da...

Elim yakanda dirlecek orada.." sofra


Sonra i ve i iç içe ses çıkarmadan

/ "ben i'yken"/ i ve /"Ben i'yken" / i

ve sesli olarak sonunculardan ayrılarak

altı asrın sonuçlarından

sonuncularından ve içeriklerinden

korkunç kaçarak

"bu yemek daha ne kadar sürecek hiç bir zaman

kediyi oradan kim kovacak hiç bir zaman

Baba sen

Önce yeni bir işçi savunması yap"


Baba anadan yaklaşık olarak

Bir erkeklik ayrımı üretti erkeklere üleştirdi

Fakat onlar babadan ayrılarak

Ana babadan tüs tüm yaklaşık olarak

Bir kızlık ayrımı yalınladı sivriltti

Kızlarla ortaya attı belirledi

Fakat kızlar anaya yaklaşık kalarak

...............................ötürü başkaldırarak

Kuzeyden güneye parıltılara avuç ve bağır açarak

Kuzeyden güneye parıltılar kafkas farları

Pırıl pırıl pır işçileri

Pırıl pır emekçileri

Parıltılar (ötürü) dayanamadan

"Bu yemek daha nasıl sürecek hiç bir zaman

Kediyi oradan kim çıkaracak hiç bir zaman

Kedi tıkınamaz sofranın altında

Kavanmadan

Babamızsan

Yeni bir işçi savunması yap

Dedeni savunduğum gibi ve padişahını"

baba hemen

ve hemen ben

Baba değilse fakat ben (cevval) hemen

- Abdülhamit -

Eşya ve şehir dürtülmüş gibi

türbelerden elktrik geçmiş gibi

"hortlak var" i ve i


Koro gibi bir aşikar dikleniş gibi

Duyuyoruz yoksa bir alisinasion isteği gibi

işte işte işte gark oluyorlar

"işte işte Han Han. Dünyadan ve besmeleli rahim

mazgallarından

Yumurtanın içindeki canlı kavgadan"

"boy atsın boy atsın"

Tarih ve zorbaların paçavralaşma işareti

"ah işte işaret"

- işte işte işaret

- Abdülhamit

"dur baba yeni bir işçi savunması yap" i ve i

i le i ve hemen ses olmadan birbirine kapanarak

/ "nedir ki bu Abdülhamit" /


Safra (görüyorsunuz) nasılda uzuyor ana çok uçta kalıyor

uzakta

Adeta

Öteden o ufacık bedenden

Kim sorabilir kim araştırabilir kimbilir

salondaki gizli bir düzlükten

"Anayım ama dayanamam daha da

"Çekilip ağlasam mı odaya

Acaba

Acaba mıyım yoksa ben"


Yeni bir işçi var ortada

İlk defa

ve sofra

Baba ana ve i ile i

Öldükten sonra dirilecek bendeki beden ve ruh

diyen ben

"inanıyor muyum gibi"

"ne gibi inanır buna baba ve ana"

"ve hakçası başkaları"

Küçük oğlan yarısı içten ses olmadan

"Babacığım anneciğim ağabeylerim

Kız ablam ve sen

Ben de dirilir miyim öldükten sonra

/ Ruhum da dirilir mi öldükten sonra /

Ben de / hesap verebilir miyim / öldükten sonra

Derslerime çalışır büyüklerimi dinlersem"


Kız ansızın açılır en cinlisi

"/ Bir kız neye inanır inanabilir ki

En iyisi en doğrusu şu ki

Güzelim ben - Erkeklerse

Kıza benzemiyor hiç

Bize dayanamıyorlar bir de hiç

Aklımda tutmalıyım büyüdükçe hep bunu

Aman hiç unutmasam bunu /

- sesizdi şimdi birden ses olarak -

Ya unutursam bir de"

döndük baktık

Kızardı yüzü

"Ne güzel kızarabiliyor yüzü" baba ana ve ben


Yeni bir işçi var ortada

Çok yeni bir işçi sürüyor dedemden

Ayakları ta oradan toprak diplerimden

"Abdülhamide ölüm" maymun

"maymuna ölüm" Abdülhamit

Çok yeni bir işçiyle geliyor dedemden

Güçlü mü

O kadar da mı güçlü

Daha değil yanılmıştık bir yerde

Eylem olmaz düşünüp düşünüp

Hah; demeden


Kedi sofranın altında üçgeniyle

Kedi dediğin böyle yaratılmıştır

"Ben kediyim sadece - Biliyorum da

Anlıyorum da işçi denince

Yakın buluyorum kendime

Galiba ciğer

Öyle bir şey

gibi bir şiy olmalı"


"Bağırıyorum sofranın üstüne

Bağıracağım yemeğin ve ekmeğin içine

Yeni bir işçi geliyor kendine"

"Sus" diyor i ve i

"Sus biz yücelteceğiz emeği"

"Asıl sen sus tanrı yüceltmiş bir kere"


Tanrı mı

"çok bulanıyoruz" i ve i

"Ekmeğe alın terinden önce kan

Duadan ve bereketten önce kan

(ben kazandım onlar da kazansı yeterince) den önce

kan kan


kan kin öfke

katık olmalı

herşeyden ve besmeleden önce"


Bir çok tanrı vardır

i için ve i için

sofrada birden bire ve i

Çünkü i için

"Tanrılar lar lar deme lar lar"

kız bu doygun duyarlı yanağı yaşlı

"Tanrılar denmez çünkü hiç söylenmedi

Küçükler ve aramızda ufacık var çocuklar"


( Kırılır

" - en çok onlar mı

" - en çok onlar )

Elim taş gibi tutuyor Hamitin ellerini

(Hamit kim daha belirmedi)

"Hiç belirmez o belirmeyecek de" i ve i

Sofrada değil miyiz büsbütün

"Güneş dönüp yeniden doğmalı" Hamit

Ana kim ata kim toprak kim

Halk neyin nesi

Sesini bileğinden alıyorum Hamitin

"Sofrayaçağırmadınız beni" çözüm

/ "Tanrı başka olmaz artırılmaz

başka tapacak yapıp artırıyorlar azalır ata" /

"uzak kal atadan ata geleceğin içinde" i ve i

"gelecek kazmanın içinde" i ve i korkutarak vakti

Takılıyorlar

"takıldınız işte" i ve i'ye baba

Ve sofra

(Kedi var)

Küçük çocuk ve kız hep birden

bağırarak korkutarak korkutarak

"Kazma nerede kazma nerede"

sakınarak i ve i korunarak

"düşecek: gibi başlarına kazma"


II


"Benim o bezirgan

O kervanı ben götürdüm Yemene

Çölde güneş

Gökten taş yağar gibi açılırken üzerimize

Oğullarım sizler

Sabır keseleri içinde

Ananızın muhabbetle beklediği zamanlar gelmeden

Belkemiğimden kurtulur bazen

Batardınız yüreğime


Oğlum sen -

sana verdiğim ada ne oldu

Ya sen -

sana verdiğim ada ne oldu

Ve neden her ikinizin adı da 'i' "

İ ile i yekinerek

"Herkes bu kez i'dir dünyada

Artık yok yürek soyluluk ruh

Etötesi

Üstünlük bilgide bile

Babamız sen..."

"Bana da bir i desen bir desen"

"Baba sen de bir i'sin kuşku yok

Saygımız olduğu için baba oluşuna

Baba diyoruz sana"


"Benim efendim i olamaz" ana

"Benim babam bir i ha

na sana"

"Bakkardeşim

Biz i dedikse o da bizim gibi

Bir ekonomik varlık herşeyden önce

Herkesle eşit bölüşmeli devletin gelirini"

"Ama sen

dün benim

harçlığımı... söyletme şimdi

oysa eşit eşit almıştık babamızdan"


"Kızım

O senin dün

harçlığını mı.. söyle"

"Hayır baba şaka şaka"

"Hayır şaka yok baba" i ve i

"Biz aldık onun harçlığını

elbette

kolunu bükerek elbette

salık verdik i olmayı ona

olmayınca elbette

kırmadık kolunu kardeş diye

ama ilerde

kırabiliriz de"

"Aaah" ana

"sütüm burnunuzdan gelir inşallah

önce senin

sonra da senin"

İ'ye ve i'ye

"Dur kadın" baba titrek doğrularak

ve kuşkuyla bakarak havaya

"kalksın sofra"

"Ama daha

baklava var

maraş işi fıstıklı kuru baklava"

"Kalksın sofra"


"Babacığım

Çok zaman ürettik son sofradan beri

Çok acı çektik

çok telef olduk

çok i telef old"


"Bu yezidler

Dünden olmuşlar bile

biz evlât mevlat dedikçe

ah yine de evlat

larım ne oldu size

o güzelim isimlerinize"


Sofra uzamaya başlıyor yine

elim akıyor altına sofranın

Göz gaga arıyor

Oyulmak için

Bir ateşe yatmak için

Kıvılcımlanarak atmacasıyla hep dürüst kalmanın


Can yakmamaya

Daha biraz daha

Karaçan yaralara göz yummanın

Acısıyla sofranın altında

Daha

Sancılı daha

Bir dünya kurdum kendime


Bir sofra altında

Bir sofra yüzüne çıkıp

Bir evden kaçıp

Bir eve kapanıp

İki kardeş iki ağabey ortasında

Bir yanım baba erkek

Bir yanım ana kadın


Çok sofra gördüm

Francala içinde iri kristal

Kanlı sorular


Koşuyor taylar o yöne

Fırtınadan ayakları tutulmuş

kısrak analarının

Ve kaslar koparca geriliyor masada

Çorba tasından bir giz çıkardım doydum


Birden ateşim çıkıyor

Dünya bulanık deviniyor

Şehir kusarak geçiyor kapıdan


Zil

Ve sesini kucakladım postacının

Hayır bir ulak bu

sınır boylarına yollanmış geçmişte

viyana taşduvarı dibinde hülyaya dalmış

kenti sonsuz bir kuşatmayla gönlünde

sevmiş sevmiş...

Elinde bir ferman gördüm dayanamadım

(Peki neden bana

1973 Temmuzunda)

merdivenleri yıpratıyordu ellerin

Tutunarak bir fetih haberine

Sarsılarak bir isyan bir yıkılma haberiyle

Aynı anda mermer merdiven ve ben

Tüm güç elindeymişçesine

Sesine bakıyorduk postacının


: herkes kendi içinden:

sesler şehirden

"akşam nerelerde kaldı

denizin dalgalarla kıyıya attığı rakı sofraları

şerefe arkadaşım nerede kaldı"

: herkes kendi içinden:

havada kanat vuruşları


"sen de gittin

otuz yıl hiç değişmedik

ne yalnızlık benden

ne ben senden geçtim ey yalnızlık

işte şimdi sende gittin elimden"

herkes kendi içinden:

"yaz geçip güz gelende

ecel geçirsin beni

madem yola gidiyorum

bulunsun benim de bir el sallayayım"

: herkes kendi içinden: bir komşu

Duvarlarıyla

"Yaşam sevincini yücelt. Hüznü kahrı felan filan

sen ki onu da alıp gittin

kanayan İbrahimi (hasta bir akraba) görmeye gittin"


Herkes toplansın

Herkes bu kez

Sesini yüksek bağlasın


Tüm aile susmuşken bir ateşin ortasında

O ses vuruyor elime sofranın altında

Havada asılı kalp atışları

Tümünü kaplayan alan içine bir yüz görüyorum

Alnında derin oluklar var bir kayayı

Oymuşlar gibi gözleri


Ağlamaya başlıyor baba "ah benim emeklerim"

Ağlıyor ana "ey ağlayan efendi

gönlümün tacı efendi

evimin direği

erlerin eri"

Ağlıyor bacı "ağlar ana

ya ağlar mıymış hiç baba"

O ses vuruyor elime sofranın altında


"Ağla evet gözlerim ağla sen

Bu gidişin zorları olsa da

Ağla ki ak çıkasın iniden


Ölüm lokma ağzında açsa da

Ölüm bu gelen çehresiz elsiz

Bir gezintideyiz olsa olsa

Bir de yanımdan geçerse bensiz

Durup kalakalmışım ortada"


Bir başka ses

Vuruyor bu sese elimle

"Köyde en büyük güce

Yaşamaya sürülü çoban köpekleri"


"Kurşun bitince yok öyle

Sürdü tüfeğine çobak köpeklerini"

"Evde en azgın köşede

Kadınları durmadan çarpıtır su perileri"


"Taşkın ve saf genç kalbime

Mezar taşı gibi vurur çağın devrimleri"

"Sen yargılanadur suç vardı güneşe

İnsan insana gebe ev eve bir öç haberi"


İstanbul kent olarak yıllar önce

Sürmeler çeker beğenirdi şehzadeleri


aç elini uzat dilenci eline


Biz Dağ Mağara Hikmet Kent İnsan Evren derken

Bir şarklı şair vardı kralı olan

Derdi ki kalın postallar giyeceğim

Bilgelik için değil

Sığınmak ve izlenmek için dağlara gideceğim


Birinci jandarma işlevi


Biz sustuk

Mağara hikmet erleri yerine

Konserve kutuları kustu

Üç dört beş ölü de kustu


"Anneciğim sen" ben

Değil mi öyle kardeşim sen daha küçüktün

Anneciğim sen

Kentleri tepeden gören yaylamızda

Bile dolanırdın yabani erikleri bademleri bile

Karıncalar üşüşen kışlık armutları

Bakışın avuçlarınla sever sıvazlar okşardın

Gezerdim yorulmasız kutlu kelimeler ederdin

Bakarak dokunarak doğadan alıp

Doğaya vererek"

"Sahi ben mi"

"Elbette

Sen ya" baba

"Anneciğim sen ne güzel

Beline dolalı önlüğüne..."

"Bırakın şimdi sofrada

Bağı yaylayı armut toplamayı"

"Rüzgarın döktüklerini yağmurun ve kuşların

Acımadıklarını

Evimize taşırdın"

"Bırakın dedik

Konuşulacaksa

Karar konuşulacak bu sofrada

Evet baba..."

"Anneciğim sen

Yaslan koluma dinle beni

Bak ben bir eli sofranın altında

Parmağına kimsenin duymadığı sesler çarpan

Ürküpp korkan

Bir evladınım


Anneciğim sen bir dağ haberi

Bizleri dağa sen alıştırdın

Dağı sen öğütledin bize

Ben dağa ölü umutsuz gittim diri indim

Ağabeylerim i ve i isimleri

Güçle gidip ölüleri inerken

İkinci ja ja ja ja ja

Anneciğim ancak sen içten ve derinden

Anladın inceliği


Ana sen

Bir dağ haberi

Taze uyabilen her güçlüğe

Dağları yıldızlar daha iyi izleniyor diye mi seversin

Ya evin erkekleri

Gecikince geceleri

Korkardık ama

Dağın kendisinden hiç korkmadım


Hiç bir pusu yoktu dağda senin için

Ve şehre

Her gün her an dönebilirdin

Zaten çocukların senin adına

Bir temas gibi

Gidip gelmekteydi"


(Baba kendine gel

Kendine gel anne

Bizler hep kendimizde miyiz

Korkmadan gözgöze gelmek için)


Önce kim - önce sen

"Dirilen bir işçi olmalıydım öyle oldum ta eskiden

Gülerek anlatmalıyım anlatarak

Çünkü çok zaman ürettik son sofradan beri

Dün akşam sofrasından beri"


"Baba ben" ben

Yeryüzünü dinledim

Erkek giysileri giyindim gördüm ki

Helalinden kadın

Ve bol ve düzgün çocuk gerekli


Baba ben yeryüzünü dinlerken

Biliyordum gövdemin tazılarıyla

Tazelenmedik hücrem kalmadı


Ne aç şu gövdem

Dursam çağırmasam bile

Ben bir ışıkla geceleri

Evimi karartan sevgisizlikleri denetlerken

Ekmek kemirir gövdem


Mezardan da öteye yeryüzü götürür kişiyi

Şiire çoktan başladım ama

At sürmeyi yeni belledim"

"Oğlum sen

Seziyorum

Yoksa anladığımdan değil kelimelerini

Tıpkı bir avuç sudan başladığım gibi

Ananın göğsüne yaslanıp

Sütünden hanlar kervansaraylar kışlalar altın

kubbeler

Demir çelik fabrikaları atom reaktörleri

Kuş ve balık dili okulları

Kitaplar uçaklar yaptığım gibi

Seziyorum oğlum sen

Kibar ve zarif bir çocuksun"


Beni adadılar beni koydular ortaya

Karşı duygular çıkarlar


Bende karşılaştı büyük

Çok büyük olmalıyım ki bende vuruştular

Ve gövdemin toprağı

Daha doymadı kana

Ozan beni harbetti

Işık beni koştu yine de

Daha karanlığım çok yerde


/ Ben şair olarak

Bitmez bir kartal çubuğu tüttürüyorum /

"Hayır anneciğim Nijerya Çad Uganda da

Hiç te uzak değil

İnsan orada da

Sabah kalkar işleri vardır

Tıpkı

Ve sonra

Akşam sofrası o uzaklarda

Dilini bilmediğim hoş omuzlu

Yuvarlak ve işlek omuzlu

O kız tarafından serilince

Bizim soframıza da değer bir ucu"


"Oğlum sen" ana

"Seziyorum

Yoksa anladığımdan değil kelimelerini

Tıpkı karnımda bir miktar sudan başladığın gibi

Göğsüme yaslanıp sütümden

İnsan toplayan sesli kubbeler çattığın gibi

Seziyorum ah ah seziyorum oğlum sen

Kibar ve zarif bir çocuksun"

Küçük kardeş

Çıkarıp oyuncaklarını koyuyor masaya

Misketler atıp

Bardakları kırıyor

Mum gibi duruyor ana

Küçük kardeş

Sürahiyi kaldırıyor başına

Bulaşıkları elleriyle

Taşıyıp sıvıyor dudaklara ve

Çıktığı kadar sesi

Bağırıyor

Mum gibi ben

Ağabeylerim kızkardeş ve baba

"Engellerseniz beni" küçük kardeş

"Pek çok ağaç devireceğim

Bırakırsanız

Bir konuk

Bir meltem olacağım yaprak arasında"


"Ah ne sorumsuz o küçük gezgin

Hayvan beslemenin


Zorunlu olmadığı kanısında

İkinci dünya harbi

Bir izci dalağı gibi şişer iner karşımda

Genaralleri psikolojiyi

Devlet devirme tekniğini

Kadınları bir yakut gibi taşıyıp

Tükürür gibi terketmeyi

Çocukları isyan etmekte

Genç kızları direnmekte yenmeyi

İyi bilir

Oto-stop yapmayı bile


Bin dokuz yüz'lerdeki buharlaşma

Dünya beş ayrı yerdeydi o zamanlar

Yeni yeni pervaneli uçaklar

İmparatorluktuk

hiç bir eskimo

padişah olmadı toprakta

Memurlar solunmuş havaları bir daha

Taşları

Vapurları bir daha

Ucuz kahramanlıkları durmamacasına

Soluyor cağımızda"


"Haydi bakalım topunuz

Soluyun şu havayı"

Kitaplardan bir cümle okuyor

Oda doluyor kelimelere

Harflerin içinden

En yakın komşuya çizilmiş cizginin içinden

Bir boğa yılanından

Parçalanmamış bir kuzu geçer gibi

Geçiyor i önde

"Haydi soluyun şu havayı" yarı yolda

Ölebilir yüreği yetersiz olan

Bir harfin katılaşmasından


"Anam sen bir aslan doğurmuşsun"

Diyor i

Yumruğunu kaldırıp vuruyor masaya

"Anam doğurduğun bir eğilmez kaplan"

Diyor i

Elini savurup indiriyor masaya

Baba bir karışık dalgınlık duyuyor ardından

Eli hançeresinde

Can'la hesaplaşarak bir yandan

Bir pervane gibi uçup çarpıyor cama

Ve bakıyor

Uzun uzun bahçedeki ağaçlara


III


Önce kim

Önce sen bu sefer

"kızaplam

ne kezzaplar akmakta yollardan"


"sen ha

bu kelimenle

umulmaz senin yaşındakilerden

bir çevik bir cevval oldun

öyle ki

derisinin altı közlerle yoklanan

kainata ve

şu aziz ruha

sarı karıncalaşarak buyuran

ve şehadat eden

veşehadet ederim diyen dilin

ve onaylayan yüreğinle

o delikanlılığa doğru

sular gibi büyük

temiz yüzünü dönen sen"


"kızaplam

ne kezzaplar akmakta yollardan"


"mendille taşınan sütlerin sonu

son damlası da akmakta"


"mendille süt taşımak ha

hah haay" i

"ne yalan ne yalan" yine i

"tanrı kıysın sana" ama bu

"an'nee"yıllar

"ah başladılar yine"

"hem söylüyorum

hem de içim yanıyor efendi beyim"


"bre hatun

sen

hep söylemiyor muyum sadece

bütün bunlar olmayan bir ev

düşün diye"


duvar açılıyor

ve içinden duyuluyor sesi

"neden biz onlardan efendiler

el sayısınca da

kas sayısınca da

baldır bel kürek kemiği

ve dalak sayısınca da beyabiler

çok olmayalım

Zaten -

efendiler beyabiler

hakkımız daha ilk dünya yıllarında

okul yıllarında efendiler beyabiler gençbeyler

neler neler olmuyolar

ölerek"

Bizim çocukluğumuzda övünecek olanın

Aşkıyla

Buyrun gençbeyler beyabiler


Duvarlardan duyulan sesini

Bismillahcı diye maruf

Yatıya gelen bir dağ aslanı

a l'ocasion de la fête rational


"sevgili beyim

ne yükler geçti üstümden

otuz yıl önce pazularının

şimdi -

şekerin

hipertansiyonun

emekli maaşın

tümbelan az inancın"


"hatun

maraşlı hafife almaklığını bırak

kader ironimizde

daha ne tenhalar yazılı olmalı

evlat acıları akan"


"ah et akan"

"çocukk"

"çorba geleneği insan tutması el yakınlığı

taze soğan yer sofrası

eski dülgerlikleri cömertlikler

kanlı geyikler akan"


"zaman kalfaları

takvim başları"

Bir mesele var

"zamanın kutbunu sordu abdülhamiti sani" bir azim seda

"aradık kanter içinde koştuk

nice köşker iplikçi rençber dervişten geçtik

öyle olduk ki candan / verilen mühletten geçtik"


"zamanın kutbu sendin ey abdülhamit"

halk dedi

"efendiler" sese ağız olan duvar

"geç beyler" i'ye baktı

"beyabiler" bana

gözlerini kısıp

eğilerek taşlıklarına sahillerin

dünya sakinlerine


ses kutularına

ses kapılarına hayvanlara açılan tabiat

önemli

bir söyleve başlıyacağını anlatan

bir çehre yolarak elindeki tomardan

"efendiler" dedi

"fatih sultan mehmet han

istanbula girdiğinde

bir dilbir vardı

öyle güzel

güzeldi ki

yurt gibiydi döşü

padişah değer verse yeri

koştu

atının önünde öptü yeri"


"beyabiler içim nasıl titrer bilseniz

önüne gençler gençlikler

fetihler serilen sultanı"


"tümü izinliydi bahadırlarının

velilerden"


ve geriliyor geriliyor şimdi

"düşünüyorum da halkın

bir çelik yay gibi çekilişini

kendi et duvarının

gerisinde devinip"


(padişahım çok yaşa

demişti. İhtiyar bir kadın

bir kent valisi ile gittiğimizde köyüne)