İçeriğe atla

Kanlı Masal

Boyut

aklım, haklıyım, et firarını!


ovdun ve okşadın beni

çıktı içimdeki cin;

ondan ölümümü diledin.


mayıstı.


seni o yüzden bağışladım!

ben en çok mayısta su içerim

derinim balık kaynar derinim kanımı kaynar

ben en çok mayısta öne eğerim başımı

içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar.


avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı

mayısta öğrenmiştim;

ve teraslarda bach dinlemek en çok mayısa yakışırdı

ve kim bilir

mayıs artık en çok senin tanrılarına yakışır

tiril tiril bembeyaz bir giysiyle

rüzgarda ayakların çıplak

öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak


kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi

bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi

eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan

tam

tam yaza girecekken

yazın omzuna yüzünü dayayacakken

çekip giden

ayaklarının altından o son sığınak terası da

acılarının veliahtı bach'ı da çekip

gitmiştir işte, yalnızca gitmiştir

yani.. anlıyor musun.. mayıstı..


seni o yüzden bağışladım!


bir sesim vardı gölgenden ikmale kalan

biliyorum, büyük çocukluktu birbirimizi sevmemiz

cesaret işiydi, delikanlıcaydı,

bu korkunç sevgide

yanlışlarımızı yeniden keşfedişimiz

el deymemiş yalnızlıklara kalkışmamız

yalnızlıklarımızı değiş tokuş etmemiz


bu evcilik oyununda bile duldum

hatırla

sana dizlerimi

sana tabi bileklerimi ve topuklarımı sundum;

çevirdikçe ruhunun radyo dalgalarında

cazdı, bluesdu, klasik kemandı, klasik aşktı

boktu püsurdu

hatırla, senin gözlerin çokulusluydu

senin gözlerin ham kadınsızdı

çamurdandı

ağzımda getirdiğim karsuyunu

kalbine kaçırdım! ovdun ve okşadın beni

çıktı içimdeki cin

yatağa döküldü

yatağıma döküldün

yatağına döküldüm

ve bu sonsuz savruluşta

o gece

bütün eski sevgililerimden ince ince söküldüm!


senin oldum!


ihanetinle pislenen küçük dolaşımımdaki kanla

karalar çekerek ölümsüz kirpikdiplerine senin

senin mahşer atlısı dudaklarına

en çok da dudaklarına sokuldum!

üşüyordum,

üstüme doğru çekip o kedi dudaklarını

bir tay sığınırcasına anasına

bana ölünle uyudum! anlıyor musun.. işitiyor musun..

cesedine yeni baştan hayat verebilmek için

ihtiyarladım.. ihtiyarladım..

ben zaten kendimi aşklarda

hep kalkışılınmış müşiş intiharlarla yaraladım!

koştum sürekli

bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum


bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan

telaşlanır, ağlar

babasını sorar çevresindekilere

öldüğünü bildiği halde

adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin

bir titreme gelir yerleşir ya ortasına mayısın

bir dikilir bir çöker ya

kalbine secde eden intikam

tam

tam yaza girecekken

yaza bir ekmek bıçağı tutuşturacakken

sapı plastik kötü bir ekmek bıçağı

-geri döner.. döner değil mi.. diye

birkaç kırık sözcük.. buruşuk..

-öldürürüm o zaman, kurtulurum.. deyip sustuğun

-kaçarım sonra, kimse sormaz.. deyip yığıldığın

nisandan hazirana doğru bir su kayakçısı

gibi süzülürken mayıs, ah bach!


ah benim bir kangurunun cebine yerleştirdiği yavrum!

talanım! artanım! eksik kalanım! yarım kalanım!


nasıl yedirirdim ihanetini kendime

o dev hisle sen mayıstın ben mayıstım

herşey ama herşey elele mayıstı

seni o yüzden bağışladım!


uzanıp topraktan çıkardın beni

tozumu sildin, hohladın, parlattın

ovdun ve okşadın beni

çıktı içimdeki cin;

ondan

-gidecektin, mecburdun, hepsi gibi-

affını diledin.


mayıstı.mecburdum.

seni o yüzden bağışladım!