İçeriğe atla

Ağır Bir Parfüm Reveransı

Boyut

Senden Sonraydı..


hayvansız kalmış bir orman

gibi ağlamaklıydı kainat;

Senden Sonraydı..


hangi dağda ateş yansa

o yana ağlardı atlar,

ve bir kartal

bir kartala dayıyorsa başını

aşk

çağrıldığı her randevuya

geç kalmış demekti!


Senden Sonraydı..

gökyüzüne teslim oluyordu ayışığı

ah onun zarif parmaklarına dolanmış kuğular,

ve kalbi delik bir melek sabahlıyordu

yeryüzünde,

ümit: kurugül çocuk! ümit: aksigül çocuk!

hayat! beni ılık ılık esir al!

diye bağırıyordum çakal karasında

hançer nefesinde!


çünkü

bir insan ne sır verebilirdi ki gölgesine

aşağı gölde kıyıya vuran genç nilüfer

ağzında bir başka genç nilüferle

ölmekteyse, ve akşamüstü

bir annenin çocuğunun üstünü örtüşü gibi

örtüyorsa sancıyı ve ölümü,

bir insan ne sır verebilirdi ki gölgesine!

çünkü

uyuyacak kurt soyunur

üstünden dağları çıkartırdı!

dağlar, kokarcalarına alevcesine sokulurdu

dağlar, sularına alev içercesine dokunurdu

dağlar, dağlarına dürüsttü

dağların namluya sürülü

kurşunu yoktu!

dağların mor avı çoktu dağların zor avcısı çoktu

dağlar, dağlara bir kez daldı mı

kendi doruklarından mahşeri vurgunlar yerdi

dağların grevi borandı, çıyandı, yabanıl ottu


dağlara sinsi bulutlarla inen eşkıya baruta

kuytu, postal niyetine haysiyet giydirirdi!


hele mermi bir kez müstehzi bir ifadeyle

savurduysa tunç buhardan yelelerini,

atların toynaklarına kan gibi menzil

bakışlarına menzil gibi kan otururdu!


atlara dağ kaldırmışlığı karanlığın

o şen nallarda rakseden yosma şavkın gerdanı

altına batırılmış isyanın şakırtısıyla tutuşurdu!

tutuş benim yağız yılanımı puşi gibi sarıp da

tutuş benim delioğlan fırtınamı

ağzında ağıt gibi yakıp da

dumanıyla

isiyle,

dermanıyla

iniyle,

inlenen ismine nakış gibi işlenen kahpe fermanıyla

kapına dayanan tanrı misafiri sevdam, aşkımla

belalanan dağım! belalı dağlım!

dağlara adak adamış bir toprağın yangınıyım ben de!


bakma! dağını emziremedim

siyah sütümde zehir şıngırdar!

kızma! dağına bir taş da ben koyamadım

kumumda tuz var!


ama senin kulağına eğilip

DAĞ diye fısıldayan bu dudak

bir gün ya elinden ya ayağından

ya eteğimden ya da alnından

öfkelenme, öpmeyecek,

sadece şehit düşmüş bir hayalet nehir gibi fışkırıp

başka

bambaşka dağlara at sırtında dörtnala kan olup akacak!