İçeriğe atla

Alaşım

Boyut

Baksan

Ben geldim sanki

Yaz ustalarına kış resmi.


Duysan

Bilmediğin bir sevgiyle mi seveceklerdi seni

Sen

Taşlıklarda sızlanan yaşlık

Sonbaharla kapanan kapılarda

Unutulmuş ürpertiler gibisin

Toplarsın dalıp dalıp gitmelerini bir daha

Soğuk kış filelerinden ılık kış gazozlarına

Su geçirmez gölgeleri tepelerin.


Ben uzakları iyi bilen bir adamın yakın elleriyim

Çürük bir elmanın pembemsi gerinişinde

Hiçbir göğün gelip gelip götüremediği

Çünkü her şey beyaz bir örtüde görünürde

Bembeyaz bir örtüde birkaç çilek lekesi gibi

Dinliyor musun

Dinlemesen de

olunca birdenbire oluyor bu

Bütün yıllar bütünleşiyor içimde

Birleşip bütünleşiyorlar

Anımsayamıyorum tek tek hiçbirini

Zaten

Duymuyorum böyle bir gereksinmeyi de

Bir alaşım halinde olup bitenleri

Acılar, ölümler ve bütün sevgisizlikler

Ve ödetilmesi bütün bunların

Sana söylüyorum ey gereksiz kış vakti

Boynumsa bu benim nerdeyse nerde.


Bir yalnızlık üç diş ediyor dudaklarıma değdiği yerde

Dudaklarım ki kuru

Sakallarımsa hırçın

Portakallar soğuk, lokantalar gösterişsiz

Ve orda burda buruk buruk duran birinin

Gövdesinden

Bu kış öğlesinin ayrıntılı içeriğinde

Uzakları iyi bilen bir adamın elleriyim.


Kızgın bir sarmaşık gibi

Dolaysız ve anlaşılan

Özlemli ve sevgili

Ey toprağın güneşi, toprağın ıslak güneşi

Döndürdükçe sen başımı böyle

Takılıp kalıyor öyleyse neden

Gözlerim biliyor musun

Parıltısıyla

Bir bıçaktan hıncını alana kadar.


Yalnızsam böyle yalnızım bana çok azı kaldı

Çevirip göğsüme çoktan

Yalan mı yitirdiğim işaret parmağımı.