İçeriğe atla

Açlık Türküsü

Boyut

Aşk gelmiyordu

ve kızgın kokuları çoşkunluk bağırması gençliğin

Söyleyelim bir kere daha halk suçsuz

Öfkenin sessizliğe yürümesi kendiliğinden

Mansurun halkı öfkeye kendini çarka tutması

eşyanın bebekler gibi avutulduğu da olmuştur

Sütten kesildiği yürümeye alıştırıldığı

(Ey veli dağları eğit yine

Mağaralardan em yine)

Kedilerin cübbe eteklerinde

İnsanlığın en berrak denizine uzanıp

İstirahat buyurduğu

Söyliyelim bir kez daha

Olmuştur

Aşk olmuştur


Çıkıp gelmesini beklediğim

Geniş çığlıklar atarak

Çıkıp gelirse

Morarmış yanağında zehir tutarak

Yıkarsa duvarlarımı

Etimi aralar aşkı kurcalarsa

Önümüze açtığım sofralar adına

beni tutun kaldırın ortadan

Çünkü hesap benden sorulacak

Sorulacaksa


Saçlarımın dibinde kıpkırmızı bir leke

Etine kan değdirilmiş kadın lekesi

Alnımdan kollarını çıkarmış bir dişi örümcek

Köpeğin ağzına düşen kelime ne kelimesi

Et kelimesi


Yırtınır anlamını öksürerek

Yer ayırtıp girince bilmecenin içine

Kaburgam derin ip ince ipliklerim

Elmacık kemiğimde güm güm vuran

Var olma hevesimin

Vahşet dolu sur kervan baloları

Hesabı benden sorulacak


Şimdi uyan kurbanım kaldır başını

Hizmetlim kendim ağlıyayım


Bir köpeğin ağzından

Düştü kelime

Başladı at yemeye

Aylar yıllarla anlaştı tokluk kaşını çattı

Bahar geldi ağaçlar açıklandı

çiçekler açıklandı

İnsanlar dürüyen mermiler uzadılar

birden çatladı düğün

fakir kadın düğüne katlandı

bir köşede oturdu.Soktu ellerini karnına çocuk

kırdı çocuk ayıkladı

Birdenbire çatladı düğün

Tabanca çatladı

Gelin savruldu harmana rüzgar girdi

Kirli elleri yılan dokunmuuş gibi göbeği

İnsanın öz be öz anasına kıyması ne demektir

Karanlığı getiren bir insan temmuz sıcağı gibi


Bir köpek yiyorsun halk birikiyor

Fırlak kanlı gözlerin kırmızı ve şiş ellerin

Bakıyorlar

Sancıyı iletiyor belleri

Sürtünüyorlar


Buğday havada durdurur kurşunu

Onlar başkası değil bir çift cami güvercini

Güvercin buğdayın ağzında sırayla

Göğü soluyan bir ejdarha gelecek şehirlere

Bir zaman bıldırcınlar ve kırlangıçlar

Nasıl alınırsa ağıza ve ağırlanırsa


Çocuklar havadan anlar

Sorulan suale çarparlar kadın geç kalınca dolabında

Kadınlar dimdik dururlar dolaplarda

Cam göz ağaçların arasında gece yırtılarak sokulur

Oda soğuyunca erkekte bir yıldırım uykusu

Önce bir han

Odaları dolup boşalan ve alnının altı

Tahta merdiven bir Han

Yolcu soyununca camideki kubbe

Döşeğinde rahatça uyumalı

Minarenin biri çabucak alçalır diğerinin önünde


Sakallarından köşkler sarkan bir dede

yukarıdan damlamış bir mezar taşının üstüne

Mezarla ihtiyar ahpapça genç kız süzülür önlerinden

Üç adım atar dizleri çözülür

Erkek erkekçe dövünür genç kız kırgın

Evet ve hayır kelimeleri

Bir evet/açlık

Eyup Sultan

Sebil uyuşmazlıkları

İki sebil biri daha sebil

-İçilip içilip genç kız içilip

İçilip içilip genç kız içilip

Eyup genç içilip içilip

-Dur sen ey Sen içilip Ben içilip

Sebil olduk öldü sebil


Kemik alınlar gelir dayanır güneşin ateş seçdesine

Işık en keskin yontulur bir kelam.Bir kelam

Zaman ölenin alnından rüya mızrağını çıkarır

Boşluğa sebil açılır

Güneş kendi admını yollar

Kaynayan kafayı ayıklar

Sorular soran sorular soran

Denizin kanında günleri çarka tutulan izleri

Tesbih çeken bekçilere gece sualleri

Su tutmuş testiler

İçilip içilip


-İçilip içilip genç içilip kız içilip

Genç kuş eyup genç içilip


-Dur Sen içilip Ben içilip


Aşkımla boyun boyuna bir ejdarhayım

Şehirde sen benim en çok sakladığım

İçine girip korktuğum

Çamlarını yıkamadığım karanlığını bozamadığım

Sen benim durup durup saplandığım

Mutlu an biraz uzun olmasın

Yoksulluk gibi gidecğim bir yer var

Efkarın aşılmaz yalnızlığın kaçınılmaz olduğu


Baş üstüne sevgilim

Dağlarım

Toprak yayılınca bulun anasını yavru ceylan


Yalnızlık ateşle birleşiyor

İki geyik dumanla çiziliyor şişiyor

Delinmeler

Uyku genişliyor

İç organ genişliyor


Hazırlanması sinir uçlarının

Ve kalburdan sırayla dişli makinadan

Yivli burgudan et kıyımından

Beş uykusuzluğun en çabuk ve çabuklukla

Planlanması

Aşk

Orada uzakta anlaşılmadan.Nefes


Saçlarımı tut titreşiyorlar

Bir şey olmuşmuş kovalamaya başlamış gibi

Saklan evlere sarıl kanlı bağlarınla

Avucunda kına yerine horoz devriyesi

Dilimin tehlikelerini azarla

Bu limeler oraya çıkmaz

Ki taş olsun

Açılmasın diye insan torbası

Aşk ne korkunç ne kadar korkunç oluklar uzun


Dagunca çölleri dolanıyoruz

Yuttuk kum yığınlarını

Düşmediğimiz kum kalmadı

Kötü özümüzün mevsimlik yıkımları

yıkılsın

etin serin yosunları

Cezbe suyun akışına varmadan

daha oturmadan kayalara ayrılan yerine

ve başını dik tutup açıklamadan

Kadını bir hançerle dolanmadan

yolmadan karpuzun kabuklarını

muzu çakalca aralamadan

Çarpılsın


Ve biz uyandıracağız

Suya çağrılan akışımızı