İçeriğe atla

Ziya Gökalp

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tir” sözleriyle tanımladığı Ziya Gökalp, modern Türk ulus-devlet inşa sürecinin teorik altyapısını kuran başlıca isimlerden biridir. O, yalnızca bir ideolog değil, 1914 yılında Darülfünun çatısı altında içtimaiyat kürsüsünü kurarak sosyoloji disiplininin Türkiye’deki akademik kurumsallaşmasını başlatan akademisyendir. Fransız sosyolog Émile Durkheim’ın düşüncelerini Osmanlı-Türk gerçekliğine uyarlayan Gökalp, kendi adıyla anılan köklü bir sosyoloji ekolü yaratmıştır. “Kızıl Elma” ve “Altın Işık” gibi eserleriyle folklorik unsurları, masalları ve destanları pedagojik araçlara dönüştürüp Türklük şuurunu sistematik bir eğitim modeline entegre etmiştir.

Asıl adı Mehmet Ziya olan Ziya Gökalp, 23 Mart 1876 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Babası Mehmet Tevfik Efendi’nin yönlendirmesiyle erken yaşlarda Namık Kemal’in fikirleriyle tanışan Gökalp, amcası Hacı Hasip Efendi’den Doğu dilleri ve İslam felsefesi eğitimi aldı. Yaşadığı derin entelektüel kriz neticesinde 1895 yılında intihara teşebbüs etmesi, onun iç dünyasındaki geleneksel ve modern değerler çatışmasının somut bir yansımasıdır. Aynı yıl İstanbul’a giderek Mülkiye Baytar Mektebi’ne kaydoldu. Burada İbrahim Temo ve İshak Sükuti gibi isimlerle temas kurarak gizli cemiyetlere katıldı ve yasaklı yayınları okuduğu gerekçesiyle 1899’da tutuklanıp Taşkışla Hapishanesi’nde on ay yattıktan sonra memleketine sürgüne gönderildi. 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanı üzerine İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Diyarbakır şubesini kurdu. 1910 yılında cemiyetin Merkez-i Umumi üyeliğine seçilerek Selanik’e gitti. Burada Ömer Seyfettin ve Ali Canip Yöntem ile birlikte Genç Kalemler dergisi etrafında şekillenen Yeni Lisan hareketinin teorik liderliğini üstlendi. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 1919’da İngilizler tarafından tutuklanarak Malta’ya sürgün edilen Gökalp, 1921’de yurda dönüp Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı görevini yürüterek Milli Mücadele’ye ve Ankara hükümetine entelektüel destek sağladı. 1923 yılında İkinci Büyük Millet Meclisi’ne Diyarbakır mebusu olarak girdi.

Gökalp’in Türk milliyetçiliğine en belirgin teorik katkısı, millet kavramını biyolojik veya ırki bir temele değil, bütünüyle kültürel ve sosyolojik bir çerçeveye oturtmasıdır. Milleti aynı dili konuşan, aynı dine inanan, ortak bir geçmişi paylaşan ve aynı terbiyeyi almış insan topluluğu olarak tanımladı. Kültürel birliğin merkezine dili yerleştirerek bütün Türk dünyasının ortak edebi dili olarak İstanbul Türkçesini savundu. Dilde aşırı tasfiyeciliğe ve köken saplantısına karşı çıkarak halkın kullanımına yerleşmiş, Türkçeleşmiş yabancı kelimelerin dilde tutulmasını, ancak Arapça ve Farsça dilbilgisi kurallarının ve tamlamalarının dilden atılmasını şart koştu. Fikir buhranını aşmak için geliştirdiği ve 1918 yılında kitaplaştırdığı “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” formülüyle dönemin üç ana akımını birbirini tamamlayan bir sentez halinde sundu. 1923 yılında yayımladığı ve en sistematik eseri olan “Türkçülüğün Esasları”, Cumhuriyetin siyasi ve kültür politikalarının temel referans metinlerinden biri oldu.

Türk modernleşmesinin kuramsal rotasını belirlemek amacıyla sosyoloji terminolojisine hars (kültür) ve tezhip (medeniyet) ayrımını kazandırdı. Medeniyetin uluslararası, akılcı, teknolojik ve aktarılabilir bir yapı olduğunu savunurken kültürün yalnızca bir millete özgü, duygusal ve organik olduğunu öne sürdü. Bu yaklaşımla Türk milletinin milli harsını muhafaza ederek Batı medeniyetinin bilimsel ve teknolojik usullerini benimsemesi gerektiğini savundu. Siyasi mefkûresi olan Turancılığı, tüm Türklerin dilde, edebiyatta ve kültürde birleştiği büyük bir coğrafi ve sosyolojik birlik olarak kurguladı. İktisadi hayatta liberal kapitalizmi ve Marksist sosyalizmi reddederek Durkheim ve Léon Bourgeois’dan esinlendiği, meslek kuruluşlarına dayalı solidarizm (dayanışmacılık) modelini destekledi. Devlet yönetiminde laik bir hukuk sistemini ve kadın-erkek eşitliğini talep ederken dinin toplumsal entegrasyondaki rolünü sosyolojik bir gerçeklik olarak kabul etti ve ibadetlerin, özellikle ezan ve hutbenin anadilde yapılmasını teklif etti. Yeni anayasa hazırlıklarına bir dönemde, 25 Ekim 1924 tarihinde İstanbul’da vefat etti [1].

Kaynak

[1] Murat Duran, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN ÜÇ İDEOLOĞU: İSMAİL GASPIRALI, YUSUF AKÇURA VE ZİYA GÖKALP