İçeriğe atla

Yusuf Akçura

Yusuf Akçura 1876 yılında Rusya İmparatorluğu sınırları içindeki Simbirsk kentinde doğan ve Türkçülük fikrini ideolojik bir çerçeveye oturtan kilit kuramcılardan biridir. İstanbul’daki Harbiye Mektebi yıllarında Jön Türk hareketine katılması sebebiyle 1897’de Trablusgarp’a sürülmüş ve buradan Paris’e kaçarak siyasi düşüncesinin temellerini atacağı Ecole Libre des Sciences Politiques’e girmiştir. Paris’teki eğitimi sırasında Albert Sorel ve Emile Boutmy gibi isimlerden dersler alarak pozitivizm ve milliyetçilik kavramlarıyla tanışmıştır. Bu teorik altyapı onu Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya Türkleri arasında milli bilincin inşası için analitik bir yöntem geliştirmeye yöneltmiştir.

Akçura’nın siyasi tahlillerinin en somutlaştığı metin 1904 yılında Kahire’de yayımlanan Türk gazetesinde basılan Üç Tarz-ı Siyaset adlı makalesidir. O dönemde Osmanlı aydınları arasında hakim olan Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarını tarihsel ve sosyolojik argümanlarla eleştirir. Kosova’daki bir Hristiyan Sırp ile Arap çöllerindeki bir Müslümanı tek bir Osmanlı milleti şemsiyesi altında toplamanın imkansızlığını rasyonel gerekçelerle açıklar. İslamcılık siyasetinin ise Batılı emperyalist devletlerin çıkarlarıyla çatışacağı için uygulanabilir olmadığını saptar. Geriye kalan tek ve en gerçekçi yolun dilleri ve etnik kökenleri bir olan Türklerin birleşmesi olduğunu ilan eder. Akçura Türk kavramını Osmanlı sınırlarının ötesine taşıyarak Kırgız, Yakut ve Azerbaycan Türkleri gibi toplulukları aynı kökten gelen tek bir milletin mensupları olarak tanımlar. Rusya’daki Müslümanların Tatar olarak adlandırılmasının bilimsel bir karşılığı bulunmadığını ve bu ismin tarihsel süreçte ortaya çıkmış bir askeri terimden ibaret olduğunu savunarak Gaspıralı İsmail ve Hüseyinzade Ali gibi aydınlarla ortak bir Türk kimliği inşa etmeyi hedefler.

1905 Rus Devrimi sonrasında memleketine dönerek buradaki Türklerin siyasi hakları için mücadele eden Akçura, Rusya Müslümanları İttifakı’nın kuruluşuna katılır ve Kazan Muhbiri gazetesini çıkarır. 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla İstanbul’a döndükten sonra fikirlerini kurumsallaştırma yoluna gider. Aynı yıl Ahmet Mithat ve Necip Asım gibi isimlerle Türk Derneği’ni kurar. Ardından 1911’de faaliyete geçen Türk Yurdu cemiyetinin ve dergisinin başına geçerek bu yayın organını Türkçülüğün en uzun ömürlü platformu haline getirir. 1912’de açılan Türk Ocakları’nın da fikri mimarları arasında yer alarak milliyetçiliğin entelektüel tabandan halka yayılmasına öncülük eder.

Akçura milliyetçilik anlayışını dönemin diğer düşünürlerinden farklı olarak idealist olmaktan ziyade materyalist ve iktisadi temellere oturtur. Avrupa’nın sanayileşmesi karşısında ezilen Osmanlı toplumunda bağımsızlığın ancak milli bir burjuvazi sınıfı yaratarak korunabileceğini savunur. Ekonomik bağımsızlığını sağlayamayan bir devletin siyasi bağımsızlığını da yitireceğini ısrarla vurgular. Ziya Gökalp’in sosyolojik idealizmine karşılık Akçura’nın tarihsel materyalizme ve iktisada yaklaşan tahlilleri Türkçülüğün rasyonel bir devlet politikasına dönüşmesini sağlar. Medeniyet inşasında Batı’nın üstünlüğünü kabul ederek sadece tekniğin değil Auguste Comte felsefesinin ve rasyonel düşünce sistemlerinin de topluma entegre edilmesi gerektiğini ileri sürer.

Toplumsal yapıda dinin sosyolojik işlevini reddetmemekle birlikte devlet ve din işlerinin kesin çizgilerle ayrılması gerektiğine inanarak Türkiye’de laik devlet modelini savunan ilk düşünürlerden biri olur. Skolastik düşüncenin ve dindeki hurafelerin ilerlemeyi durdurduğunu belirterek Kuran’ın anlaşılarak okunması için Türkçeye çevrilmesini önerir. Milli Mücadele döneminde Anadolu’ya geçerek Ankara hükümetine katılır ve Dışişleri Bakanlığı bünyesinde görev alır. Cumhuriyetin ilanından sonra Kars ve İstanbul milletvekili sıfatıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yasama çalışmalarına iştirak eder. Mustafa Kemal Atatürk’ün tarih tezlerini doğrudan destekleyen Akçura, 1932’de Türk Tarih Kurumu başkanlığına getirilerek Birinci Türk Tarih Kongresi’ni yönetir. Türk Yılı ve Türkçülüğün Tarihi gibi temel eserleriyle Türk milliyetçiliğinin geçmişini kayda geçirerek savunduğu milli devlet idealinin Cumhuriyet rejimiyle somutlaşmasına doğrudan bilimsel bir zemin kazandırır [1].

Kaynak

[1] Murat Duran, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN ÜÇ İDEOLOĞU: İSMAİL GASPIRALI, YUSUF AKÇURA VE ZİYA GÖKALP