İçeriğe atla

İthâf

Boyut

'Abdülhak Hamid’den sonra ledünnî şiirin menbâları kurudu. Sâmih Rifat Bey’in hâtif sadâsını andıran bir manzûmesi bu çorak devrin en güzel eseridir. O eserin kafiyelerinden doğan bu mısrâları sâhibine ithâf ediyorum.'


Fer almışken tulû-ı kibriyâdan

Bu gün bî-vâye kalmış her ziyâdan

Bu mülkün farkı yok bir tengnâdan

Niçin nûr inmiyor artık semâdan?


Bu şek, bağrımda her gün gâh ü bî-gâh

Dolaştım “Hû! ” deyüp dergâh dergâh

Ümid ettim ki bir pîr-i dil-âgâh

Desün “Destûr! ” mihrâb-ı hafâdan


Abâ var, post var, meydanda er yok

Horâsân erlerinden bir haber yok

Uzun yollarda durdum hiç eser yok

Diyâr-ı Rûm’a gelmiş evliyâdan


Tecellîgâh iken binlerce rinde

Melâmet söndü Şark’ın her yerinde

Bu devrin gerçi son sohbetlerinde

Nefes’ler dinledik sâz-ı Rızâ’dan


O yerler işte Bağdat, işte Âmid

Bugün her şûleden mahrûm, câmid,

O yerlerden gelen son yolcu Hâmid

Haberdâr olmaz olmuş mâverâdan


Bu manzûmenle ey üstâd-ı hoşkâm

Ali’den doldurup iksîr-i ilhâm

Leb-i uşşâka sundun öyle bir câm

Ki yoğrulmuş türâb-ı Kerbelâ’dan