İçeriğe atla

İkinci Arz-ı Hâl

Boyut

Âraz mı, Bâb-ı Â lî mi, sıfat mı yâ Rasûlallah?

Hükümet mi, esas-ı meskenet mi yâ Rasûlallah?

Belanın ismi yoksa ma’delet mi yâ Rasûlallah?

Devâir hep mezar-ı marifet mi yâ Rasûlallah?


Diyar-ı eşkiya mı, memleket mi yâ Rasûlallah?

Vücudumda garibim, şu recâmı lütfen is’âf et,

Umûr-ı Bâb-ı Âlîyi füyûzatın ile sâf et,

Ser-i kâra geçen kimse, karîn-i bezm-i eşrâf et,


Unuttuk hüsn-i tedbiri, fakat sen bari insaf et,

Rezalet de berâ-yı maslahat mı yâ Rasûlallah?

Cehalet fikr-i cemiyetle her beyne çakılmıştır,

Şeref, namus-ı milliyyet Ocaft’larda yakılmıştır,


Tutuştukça memalik, zevk u handeyle bakılmıştır,

Girîbanında halkın bir bela, resmen takılmıştır.

Yed-i pür hûn-ı devlet mi, rozet mi yâ Rasûlallah?

Bu câha çullananlarda eser var istikametten,


Dönüp etrafa bakmazlar, ne var haktan, hıyanetten,

Çekerler garına Ashâb-ı KehFin tel siyasetten,

Ne farkı var imaretten veya Bâb-ı Meşihat'ten,

Sadaret Nallımescid19 de cihet mi yâ Rasûlallah?


Vatan mı, top atan mı kimse bilmez, şu muhakkaktır,

Bunun medlûlü varsa meclis-i millîde laklaktır,

Demiş ki Feylesof, bence ya altındır ya gırtlaktır,

Vatan lafzı bizimçün hak gibi meçhul-ı mutlaktır,


Aceb kabl-el beşer bu bir lügat mı yâ Rasûlallah?

Bütün Bâb-ı Meşîhâftir bu mülke meskenet - efgen,

Bu Dâr-ürt Nedve’dir20 her feyze mâni bî-aman düşmen,

Mîsâl-i Akreme her bir münafık, din için rehzen,


Utanmazlar Buhârîyi zafer evradı etmekten,

Riya onlarca arz-ı mahmedet mi yâ Rasûlallah?

Meşîhât bence gayya-yı cehil, yekpare bir tabut,

Bu nebbâşan-ı eytâma cehennemler olur mebhût,


Eder lanet bu halka sâkinân-ı âlem-i lâhût,

Boğazlar kardaşı kardaş, sebep bu zümre-i Tâgût,

Fazahat devri rûz-ı mesadet mi yâ Rasûlallah?

Ederler imtihan önce lefîf-i gayr-i makrundan,


Alırlar altı gün sonra kovarlar bâb-ı madündan,

Müdîrin farkı yok kerhanede bir eski patrondan,

Muallim beylerin haysiyyeti az şimdi garsondan,

Bu Dâr-ül Hikme dâm-ı melanet mi yâ Rasûlallah?


Zavallı Hafız İsmail’in emri, azli bir çıktı,

Esaretten gelince cübbesi, şalvarı yırtıktı,

Dikiş tuturmadı bir yerde talih, kendi de bıktı,

Güruh-ı fırka beyninde bu çıngar partiyi yıktı,


Evâil bahsi zikr-i menkıbet mi yâ Rasûlallah?

Bu zatın farkı yokmuş tatlı sert bir köhne cahilden,

Sorulsun Dahiliyye Nazırı şu esbak Âdil'den,

Eğerçi kendisi mahcub olur bir hatt-ı mailden,


Niçin yüz vermesinler, almasınlar söz bu kâmilden,

Bunun merkezde kârı hep evet mi yâ Rasûlallah?

Sarıklıydı bu önce, imtihanda çok kızarmıştır,

Kuva-yı cehl ile vadi-i ilmi hayli yarmıştır,


Tasavvuftan ürürken dem kabardıkça kabarmıştır,

Libâs-ı fahri pek çok kerre giymiştir, çıkarmıştır,

Palas-ı râh-ı dervişân ceket mi yâ Rasûlallah?

Yamandır hali İslam’ın şu vadi-i dalâlette,


Sebep şakk-ı asâ-yı millet oldu bâb-ı vahdette,

Umür-ı devleti tedvîre er lazım siyasette

Fazâyih irtikab etmek için râh-ı şeriatte

Meşihat'ta bulunmak mazeret mi yâ Rasûlallah?