İçeriğe atla

Hakikat-vehim

Boyut

Bu âlemde hakikat kimseye ref’-i nikab etmez

Bu acz-âbâd-ı hilkatte, âdem vehme hitap etmez,

Bilenler haddini râib u gümana intisap etmez,

Cılız bir şemayı vehm ü tasavvur âftâb etmez

Bu aklı, mantığı mimar-ı gayb asla hisâb etmez.


Ne hakkın var şu aczinle karıştırmakta ummanı,

Gururun saydırır belki sana rıkk-i beyabanı,

Sığar zannetme fanus-ı hayale şems-i tâbânı.

Sen ey mimar-ı takdirin beşer isminde hayvanı,

Gönül, âfak-ı aşkında bu ekvânı serap etmez.


Takıp bin bir kanat vehm ü hayale cevv-i manada,

Dolaştın haydi farz et âlem-i suğrada, kübrâda.

Münakkaştır bu ferman-ı kaza serhadd-ı tuğrada,

Telakkiden ibaret, dinle iman fasl u davada,

0 yıldız ki doğar ufk-ı rızadan, igtirâb etmez.


0 divanhane-i hikmetteki mahfelde, mecliste,

Bulundum ben de bahs-i istikamette, desaiste.

Cehalet çalkanır hâlâ bütün kürsi-i tedriste,

İlim bir noktadır varsa şu evrak-ı havadiste

Guyübun sırrını kilk-i ezel derc-i kitab etmez.


Ser-i menşur-i hikmette atılmış “Sü ui du" imza,

Sunar bu badeyi âşıklara kürsi-i Ev ednâ,

Mesafe münselibdir, muttasıldır evvel ü uhrâ.

İçersin suret-i zahirde bin cam-ı zunûn amma

Ezel sakisinin sahbası misli neşveyâb etmez.


Bakırköy Tımarhanesi, 1944