İçeriğe atla

Çalıntı Bir Aşktan Alıntı

Boyut

hacivat adamlar zülfikar kemiğiyle lades tutuşurdu

denize kusarlardı; yosun tutuşur, karides tutuşurdu

elele tutuşurduk, kimse susmazdı, susmak olmazdı

istanbul’da bir asit şişesi kırılırdı

bir çocuk kapıyı açıp laciverde girerdi

dudaklarından öperdim, başım derde girerdi

ve bir ayna şarkı söylemeye başlardı olduğu yerde

örneğin sarıyer’de: Bir börekçi aniden küçümsenirdi

çay bardaklarıyla asya’nın en eski haritası çizilirdi

seni düşlerdik tüm belleğimizle

acı çizilirdi, et çizilirdi, kafatası çizilirdi!


bir vapura binerdik, yüzümüz üstümüz limon ağacı

her iskele biraz daha uzak, her aşk biraz daha latince

iki parmak daktilo yazar gibi kopuk kopuk

iki sözcükle gözlerine yazardım kendimi

acemice!


ve bayram harçlıklarımı, açlıklarımı düşürmüş olurdum böylece!


sen ise

gençliğini, hep çocukluğunu düşürmüşsün

diyelim gece, diyelim alelacele yalnızsın

diyelim ki oturup beni düşünmüşsün

ağlamışsın gride biraz siyah, biraz beyaz arar gibi

yeşilde mavi yok oysa, sarı hiç yok!

beni düşünmüşsün saçlarını akordeonlarla tarar gibi

küçücük bir kız gibi

küçücük bir delikanlı gibi

küçük bir yaradaki büyük bir kabuk gibi

büyük bir yaradaki küçük bir kabuk gibi

kanar gibi, kanatır gibi, birlikte kanar gibi beni düşünmüşsün!


ecel olur gelirim sana artık adressiz bir zarf gibi

zarfı yalayıp kapatırken dudaklarımı kağıtla keser gibi

çünkü ben orda celladım, biraz katil

seri haldeyim sana, paralel haldeyim

bütün suçlar üstüme yıkıldı, hataların altında kaldım

hayatım hayatına düşüp patlamayan

hayali bir bomba gibi!