İçeriğe atla

Patron Masaya Gelir

Boyut

Ben patronum, şöyle böyle bir adamım

Bırakın konuşayım

Bir bira içeyim konuşayım

Kim ne derse desin kadınlara düşkünüm

Ne yapayım öyleyim

Kadın dendi mi sanki ben

Vişneli bir dondurmayı durmaksızın yalarım.


Ruhi Beyi pek tanımam

Yok, hayır, belki de iyi tanırım

Neden derseniz ben herkesi iyi tanırım

İşsizim, dülgerim, boyacıyım

Herkesle bir olurum

Kişiliksiz kalırım.


Günün herhangi bir saatinde çıkar gelir

Nasılsınız Ruhi Bey, derim

O her zamanki gibi: iyiyim, iyiyim!

Şu köşedeki masa onundur

Başkası oturmuyorsa gider oturur

Şaraptan başka bir şey içmez

Bazen şarapla birayı karıştırır

Doğrusu sarhoşken hiç görmedim

Tersine çok incedir, derim ki biraz da soyludur

Nedense bulutlanır gözleri arada

O zaman kimseyi görmez

Uzaklara bakar yalnızca

Benimle konuşurken, gazetesini okurken

Ruhi Bey uzaklara bakar

Sanırsınız ki işte çok uzaklarda bir Ruhi Bey daha var

Bana öyle gelir ki durmadan geri çağırır onu

Ama durmadan

Ve alır karşısına - neden bilinmez -

Suçlu bir çocuktur da sanki o, gizli gizli azarlar.


Parası varsa verir

Yoksa hiç bir şey söylemeden çekip gider

Sonra bir cep saati vardır, arada çıkarıp bakar

Ama bilirim saatle filan işi yoktur

Zaten zamanla işi yoktur ki Ruhi Beyin

Hep aynı elbiseyi giyer

Yazın ceketini çıkarır

Kravatı ip gibidir, incedir

Ayaklarına hiç bakmadım

O kadar ilginçtir ki yüzü, ayakları bilmem var mıdır.


Bu meyhaneyi yirmi yıldır işletirim

Doğrusu Ruhi Bey gibisini hiç görmedim

Mısırçarşısı'nda baharatçı dükkanları vardır, bilirsiniz

Ruhi Beyi ben o dükkanlara benzetirim

Binlerce şeydir çünkü Ruhi Bey

Nanedir, ada çayıdır, zencefildir

Bu çevrede herkes onu tanır

Bana sorarsanız tanımaz

Şöyle ki, bir ayakkabı çivisi gibi kendine batar

Şarabıyla batar, uykusuzluğuyla batar

Gülmesi hüznüne

Konuşması susmasına batar.


Çok oturmaz, usulca kalkıp gider

Sıkılır da mı gider, pek anlamam

Anladığım bir şey varsa

Şu bardağı görüyorsunuz ya

Bardağa birayı boşalttığım gibi gider

Gitmeden önce biraz silikleşir

Sonra büsbütün solar

Gerçekte

Dört mevsimin karışımı gibidir Ruhi Bey.


Size bir olay anlatayım, çok kısa

Bir kış günüydü, kar yağıyordu

Gök sapından boşalmış papatya yaprakları gibi duruyordu

Kapıda Ruhi Beyi gördüm

Gözleri kıpkırmızıydı

Çiğnenmemiş karın üstünde

İki tek kokina gibi duruyordu gözleri

Beni birine gösteriyordu eliyle

Yanında kimseler yoktu

Birine yakınıyordu benden

Yanında kimseler yoktu

Bir adım daha attı

Eli bir bıçak ucu gibi sipsivriydi, uzundu

Ve nasıl olduysa oldu

Yitirdim bir anda gözden

Hani düş gördüm desem

O zaman sağ bileğim niye kanıyordu.