İçeriğe atla

Kaybola

Boyut

Sana her zaman söylüyorum, senin yüzünde gülmek var

Bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa

Bir çiçek geliyorsun yeraltı çevresinden

Bir kartal gidiyorsun çıplağın ayaklarla

Şimdi bir pembeyi kovuşturuyor

Omzundan yukarıya üç kişi

Deli ediyor onları saçlarında

Bir karanfil çok

Bir karanfil azala azala.


En saklı yerlerinden en güzelliğin çıkıyor

Ansızın doğan hayvanlar gibi güzel

Bakınca bir şiir canlıyorum dünyaya

Yapılan bir şeydir şiir; yuvarlak, kırmızı, geniş

En genişi en kırmızısı o ezilmişler katında

Şimdi bir gizliyi kovuşturuyor

Gözlerinden içeriye üç kişi

Deli ediyor onları mısralarımda

Bir karanfil az

Bir karanfil çoğala çoğala.


Bilmem mi ellerin vardır, umuttan yuvarlar çizer

Bakılan bir şeydir el, boşluğu dengede tutan

Bir uzantıdır işte umutla insan arası

Bir yonudur ne belli, görmekle anlaşılan

Geceden gün yapılan o sevişme yakınlığında.

Şimdi bir sevdayı izliyor

Uluslararası üç kişi

Deli ediyor onları sonsuzda

Çok isimli bir çay

Çok yuvarlak bir masa.


Sanki bir tarih içindeyiz, günaydın minyatürler!

Üç köle uzanık bir dünyayı imzalıyaraktan

Ansızın dört köşe, ansızın ehram

En duymalı yerlerinde bir sessizlik

Güneşin çok parladığı bir arka

Başları dünyadan dışarıya sarkıyor

Bozgunda çiçekler örneği; duyulmaz bağırtılarla

Şimdi bir tarihi sürdürüyor

Yüzünün gizlerinde üç kişi

Deli ediyor onları Mısır’da

Bir insan az

Bir insan inana inana.


Duymakla, atların çıngıraklardan duyduğunu

Bir ateş yakımını dağda

En korkulu çağ bu, onu altımızdaki şehirlerden çıkarıyor

Küflü ev süsleri, geyik durmalı bir hayvan

Bizi bakmaya zorluyorlar ayrıca.

Şimdi bir aydınlığı durduruyor

Beyazlar giyinmiş üç kişi

Deli ediyor onları boşlukta

Bir pencere az

Bir pencere kaybola kaybola...