İçeriğe atla

Hâtime

Boyut

Lâkin yetişir ey kamer, ey hüzn-i leyâlî

Ruhum o kadar oldu ki mehtâb ile mâlî,

Artık yetişir cûşiş-i pür-nûr-ı hayalin…

Yorgun bu dumanlarda duran leyl-i mehâsin,

Enhâr-ı sükût, ufku saran sâye-i rü’yâ;

Her hiss-i hafî, şübheli bir gölgede gûyâ

Muğşı yatıran lems-i sükût-ı ebediyet,

Sevdâya emel, rûha ziyâ, gözlere minnet

Bahşeyleyerek şimdi bu sesizce esen bâd,


Bir fâcia-î hisse bütün oldu mübeddel:

Gûyâ ki kamer şimdi uzattın bana bir el,

Bir el ki onun dest-i şifâ bahşine benzer;

Onlar gibi sâkit, o dudaklar gibi bî-fer,

Çehrende gülen bir mütefekkir leb-i şefkat

Gönderdi bu hummâlara bir bûse-i hürmet:

Elhân-ı kevâkib gibi, geşy-aver ü mühdî,

Bir savb-ı ziyâ hüznümü tadil için indi.

Sendin bu bakan çehre, bu sâkin nazar-î gam,

Rü’yâ-yi mehâsinle bu âvâre gülen fem,

Eller, bu benim şi’rimi tâhrik eden eller;

Sendin bu inen ses ki ziyâlar gibi titrer;

En sonra bu nûrun ki sarar ruhu melâle,

Benzer o kadar ağladığım, âh, o hayâle.


Artık yetişir cuşiş-i tûfân-ı hayâlin!

Ruhum o kadar oldu ki mehtâb ile mâlî,

Artık yetişir cuşiş-i tûfân-ı hayâlin!


(Piyale, 1926)