İçeriğe atla

Sadri Maksudi Arsal

Sadri Maksudi Arsal, 5 Ağustos 1879 tarihinde Rus Çarlığı egemenliğindeki Kazan vilayetinin Taşsu köyünde doğdu. Eğitim hayatına geleneksel yapıyı temsil eden Allâmiye Medresesi’nde başladıktan sonra İsmail Gaspıralı’nın Ceditçilik fikirlerinin filizlendiği Kazan Rus-Tatar Öğretmen Okulu’na geçti. Bu geçiş onun geleneksel İslami eğitimden modern ve seküler bir düşünce sistemine yönelmesini sağladı. 1901 yılında eğitimini derinleştirmek üzere Paris’e gitti. Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk ve Yüksek İçtimai İlimler Okulu’nda sosyoloji tahsili gördü. Paris yıllarında Gabriel Tarde ve Emile Durkheim gibi dönemin kurucu sosyologlarının derslerini takip ederek akademik vizyonunu Avrupa’nın pozitivist ekolüyle şekillendirdi.

Eğitimini tamamlayıp Rusya’ya döndüğünde siyasi bir figür olarak eyleme geçti. 1907 ve 1912 yılları arasında Ufa bölgesini temsilen II. ve III. Duma’da Müslüman Türk mebusu olarak görev yaptı. Bu yasama döneminde dönemin başbakanı Pyotr Stolypin’in Ruslaştırma ve asimilasyon politikalarına karşı İdil-Ural bölgesindeki Türklerin kültürel haklarını savunan bir siyasi direniş hattı kurdu. 1917 Bolşevik İhtilali’nin yarattığı otorite boşluğunda toplanan İç Rusya ve Sibirya Müslüman Türk-Tatarları Millet Meclisi’nin reisliğine seçildi ve kısa ömürlü İdil-Ural Devleti’nin mimarlarından biri oldu. Sovyet idaresinin bölgedeki askeri kontrolü sağlaması ve siyasi baskıların artması üzerine önce Finlandiya’ya, ardından Almanya ve Fransa’ya geçerek yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Sorbonne Üniversitesi’ne bağlı kurumlarda ders verdiği bu sürgün yıllarının ardından 1925 yılında Mustafa Kemal’in resmi davetiyle Ankara’ya yerleşti.

Arsal’ın düşünce dünyası ağabeyi Hâdi Maksudi, Ceditçiliğin öncüsü İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura ve ünlü Türkolog Wilhelm Radloff’un fikirleriyle inşa edildi. Başlangıçta Gaspıralı’nın dilde ve fikirde birlik şiarının etkisiyle Pan-Türkist bir çizgide ilerledi. Cumhuriyet Türkiye’sine geldikten sonra Ziya Gökalp’in sosyolojik milliyetçiliği ve Mustafa Kemal’in gerçekçi dış politikasıyla uyumlu, sınırları belli bir kültürel milliyetçilik anlayışını benimsedi. “Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları” adlı eserinde de temellendirdiği üzere ırk kavramını biyolojik ve genetik değil, tamamen sosyolojik ve psikolojik bir olgu olarak tanımladı. 1930’ların resmi devlet ideolojisi içinde yer bulan kafatası ölçümleri gibi antropolojik yaklaşımları akıl dışı bularak reddetti. Hitit ve Sümer kökenli tarih tezlerini ve Güneş-Dil Teorisi gibi çalışmaları bilimsel metodolojiden yoksun bularak açıkça eleştirdi. Ona göre millet olgusu ortak dil, ortak kültür, tarihsel geçmiş ve emel birliğinden oluşan organik bir insan kitlesiydi.

Hukuk ve dil alanındaki çalışmaları genç cumhuriyetin teorik zeminini kurumsallaştırma hedefi taşıyordu. 1930 yılında yayımladığı ve önsözünü bizzat Mustafa Kemal’in yazdığı “Türk Dili İçin” adlı eseriyle yabancı kelimelerin Türkçeden tasfiye edilmesini savundu. Yeni türetilecek terimlerin köklerinin Kutadgu Bilig, Divan-ı Lügati’t-Türk ve Orhun Abideleri gibi eski Türk eserlerinde ile Anadolu halkının gündelik dilinde aranması gerektiğini bildirdi. Ankara Hukuk Mektebi’nin kurucu kadrosunda yer aldı ve burada verdiği Türk Hukuk Tarihi derslerinde Türklerin yalnızca göçebe savaşçı kabilelerden ibaret olmadığını anlattı. Eski Türklerin köklü bir devlet ve kanun geleneğine sahip olduklarını Farabi’nin siyaset felsefesine dair eserleri üzerinden kanıtlamaya çalıştı. Hukuku, toplumu sıfırdan yaratan bir mühendislik aracı değil, mevcut içtimai yapıyı koruyan ve düzenleyen bir sistem olarak gördü. Laik devlet yapısının tavizsiz bir savunucusu olan Arsal, Osmanlı Devleti’nin Yavuz Sultan Selim ve özellikle II. Abdülhamit döneminde benimsediği teokratik ve Pan-İslamist politikaların Türklerde milli bilincin körelmesine yol açtığını iddia etti. 1930 yılındaki Türk Ocakları Kurultayı’nda sunduğu resmi teklifle, bugünkü Türk Tarih Kurumu’nun temelini oluşturan Türk Tarihi Tetkik Heyeti’nin kurulmasına önayak oldu [1].

Kaynak

[1] İsmail Öz, SADRİ MAKSUDİ ARSAL’IN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE KATKILARI