İçeriğe atla

Hüseyin Nihal Atsız

Hüseyin Nihal Atsız (1905-1975), Cumhuriyet dönemi Türk milliyetçiliğinin ikinci kuşak temsilcilerinden biri olarak milliyetçiliği etnik köken ve tarihsel süreklilik üzerine inşa eder. Askeri Tıbbiye yıllarında başlayan Türkçü eğilimleri Darülfünun Edebiyat Fakültesinde Fuad Köprülü’nün asistanlığını yaptığı dönemde akademik bir temele oturur. Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp gibi birinci kuşak Türkçülerin imparatorluk koşullarında şekillenen esnek, kültürel ve sentezci milliyetçilik modelinden ayrılarak daha katı ve biyolojik bir Türklük tanımı geliştirir. Atsız’ın düşünce sisteminde Türk olmanın temel koşulu kan bağıdır. Kişinin Türk sayılabilmesi için soyunun Türklerden gelmesi, ayrıca kanının, dilinin ve dileğinin de Türk olması gerekir. Sınırları Orta Asya’yı ve İslam öncesi Türk tarihini merkeze alan bir Turanî-Türkî ırk anlayışıyla çizer.

Atsız’ın ideolojisinin değişmeyen iki temel ayağı Irkçılık ve Turancılıktır. Turancılığı tarihî mirasları gözeterek dünyadaki bütün Türkleri tek bir bayrak ve devlet çatısı altında birleştirme ülküsü şeklinde tanımlar. Fikirlerini kitlelere yaymak ve kendi aydın kadrosunu yetiştirmek için 1931 yılından itibaren sırasıyla Atsız Mecmua, Orhun, Kopuz, Bozkurt ve Ötüken dergilerini yayımlar. Türkçülüğü tartışmasız ve tenkitsiz bir inanç sistemi, aynı zamanda karşılıksız bir adanmışlık hali olarak görür. Türkçülerin milli menfaatleri şahsi çıkarların üstünde tutmasını, haksızlığa karşı korkusuzca mücadele etmesini ve geçmişe saygı göstermesini şart koşar. Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor gibi romanlarıyla bu adanmışlık fikrini Göktürkler dönemi üzerinden kurgulayarak ideolojisini edebi bir zemine taşır.

Kemalist yönetimin Anadolu ve Doğu Trakya ile sınırlı anayurt milliyetçiliğine ve Anadoluculuk akımına kesin bir dille karşı çıkar. 1932 yılında toplanan Birinci Türk Tarih Kongresinde resmi tezleri savunan Reşit Galip ile Zeki Velidi Togan arasında yaşanan tartışmada Togan’ın yanında yer alması onun üniversiteden uzaklaştırılmasına neden olur. Türk Tarih Tezi’ni bilimsel bulmayarak eleştirir ve Etiler veya Sümerler gibi kavimlerin Türk sayılmasını reddeder. Tarih boyunca Türklerin tek bir devlet geleneğine sahip olduğunu, değişenin sadece sülaleler olduğunu savunur. Dalkavuklar Gecesi adlı alegorik romanıyla tek parti döneminin tarih yazımını ve etrafındaki aydın kadrosunu doğrudan hedefe koyar.

Atsız’ın savunduğu milliyetçilik anlayışı İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki siyasi iklimle doğrudan etkileşime girer. Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırmasıyla Türkiye’de canlanan Pantürkist eylemler içinde Atsız ve çevresi esir Türklerin kurtarılması fikrine odaklanır. 1941 ile 1943 yılları arasında hükümetin de müdahale etmediği bu Turancı fikir akımı savaşın seyrinin Müttefikler lehine değişmesiyle devlet tarafından bir tehdit olarak algılanır. Atsız’ın Orhun dergisinde dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu’na hitaben yazdığı iki açık mektup ve ardından Sabahattin Ali ile girdiği hakaret davası olayların fitilini ateşler. Sovyetlerin artan siyasi baskısı neticesinde Atsız, Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş ve Reha Oğuz Türkkan’ın da aralarında bulunduğu milliyetçi aydınlar Mayıs 1944’te tutuklanarak Irkçılık-Turancılık Davası kapsamında yargılanır. Hayatının sonuna kadar tavizsiz bir çizgi izleyen Atsız, Soğuk Savaş döneminde de Türkçülük ve Turancılığı merkeze alarak milliyetçi sivil muhalefetin en sert hattını temsil eder [1].

Kaynak

[1] Büşra Aydın, 1940’LI YILLARDA TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN SİYASETE ETKİSİ: HÜSEYİN NİHAL ATSIZ’IN SİYASİ DÜŞÜNCELERİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER