Mehmet Emin Yurdakul
Mehmet Emin Yurdakul 1869 yılında İstanbul Beşiktaş’ta doğmuş ve Türk milliyetçiliği fikrini edebiyat sahasına taşıyarak bu düşünceyi sistemli bir edebi akım haline getiren figürlerden biri olmuştur. Osmanlı aydınlarının aruz veznine ve Arapça ile Farsça tamlamalara dayalı Servet-i Fünun estetiğine sıkı sıkıya bağlı olduğu bir dönemde o doğrudan Türk dilinin kurallarını ve hece ölçüsünü kullanmayı tercih etmiştir.
Fikri yapısının ve sanat anlayışının şekillenmesinde üç temel unsur bulunur. İlki okuma yazma bilmemesine rağmen kendisine halk masalları ve Namık Kemal eserleri okutan balıkçı babası Salih Reis’tir. İkincisi 1892 yılında İstanbul’da tanıştığı ve Müslüman toplumların emperyalizm karşısında yaşayabilmesi için milli bilince sahip olmaları gerektiğini savunan Şeyh Cemaleddin Afgani’dir. Afgani’nin düşünceleri Yurdakul’un entelektüel zeminini derinden etkilemiş ve doğrudan Cenge Giderken şiirine ilham vermiştir. Üçüncü unsur ise Anadolu’yu adım adım gezmesine ve Türk milletinin kültürel özelliklerini bizzat müşahede etmesine imkan tanıyan Şebinkarahisarlı eşi Müzeyyen Hanım’dır. Bu üç kaynaktan beslenen Yurdakul sanatı toplumsal bir araç olarak görmüş ve eserlerini halkın kavrayabileceği yalın bir dille kaleme almıştır.
Eğitim hayatında Sıbyan mektebi, Beşiktaş Askeri Rüştiyesi, Mülkiye İdadisi ve Hukuk Fakültesi bulunmasına rağmen son iki okulu tamamlamadan memuriyete geçmiştir. Sadaret Dairesi Evrak Odası’nda başlayan memuriyeti Rüsumat Evrak Müdürlüğü ile sürmüştür. 1907 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılmış, İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra Erzurum ve Trabzon Rüsumat Nazırlığı, Bahriye Müsteşarlığı, Hicaz Vali Vekilliği ve Sivas Valiliği gibi görevlerde bulunmuştur. Yöneticilik hayatı boyunca kanunsuz emirlerle mücadele etmiş, bilhassa İttihat ve Terakki merkez yönetimiyle ters düşerek prensiplerinden taviz vermediği için istifa etmiş veya sürgün niteliğinde tayinler yaşamıştır. Bürokratik görevlerinin yanında teşkilatçılık yönü de onu dönemin aydınları arasında farklı kılan bir unsurdur. 1911 yılında Yusuf Akçura ve Ahmet Ferit Tek gibi isimlerle kurulan Türk Ocağı’nın ilk genel başkanı olmuş, aynı dönemde ideolojik yayın organı Türk Yurdu dergisinin imtiyazını üstlenmiştir. Siyasi hayatında Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda Musul milletvekilliği yapmış, Cumhuriyet döneminde ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Şebinkarahisar, Urfa ve İstanbul vekili olarak görev almış, ayrıca çok partili hayata geçiş denemesi olan Serbest Cumhuriyet Fırkası saflarına katılmıştır.
1897 yılındaki Osmanlı-Yunan savaşı sırasında kaleme aldığı “Ben bir Türk’üm dinim cinsim uludur” mısrasıyla başlayan Cenge Giderken adlı şiiri Türkçülük tarihinde doktriner bir dönüm noktası kabul edilir. 1898 yılında yayımladığı Türkçe Şiirler kitabı ile dilde sadeleşmeyi ve hece ölçüsünü geniş kitlelere yaymayı başarmış, İsmail Gaspıralı’nın Tercüman gazetesinde büyük bir övgüyle karşılanarak fikirlerinin Rusya Türkleri arasında da tanınmasının önünü açmıştır. Şiirlerinde estetik kaygılardan ziyade halkın dertlerini, yoksulluğu, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı yıllarındaki milli felaketleri konu edinmiştir. Sonraki yıllarda yayımladığı Türk Sazı, Ey Türk Uyan ve Tan Sesleri gibi eserleriyle milli çizgiyi daha keskin bir doktriner alana taşımıştır. Eserleri sadece Osmanlı sınırları içinde değil Kırım’dan Sibirya’ya kadar geniş bir Türk coğrafyasında karşılık bulmuş ve edebiyatta Türkçülük fikrinin kalıcılaşmasını sağlamıştır. 14 Ocak 1944 tarihinde kalp rahatsızlığı sebebiyle vefat etmiş ve Zincirlikuyu mezarlığına defnedilmiştir [1].
Kaynak
[1] Tayfur Urgenç, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ BAĞLAMINDA BİR MÜTEFEKKİR VE DEVLET ADAMI OLARAK MEHMET EMİN YURDAKUL