İçeriğe atla

Hamdullah Suphi Tanrıöver

1885 yılında İstanbul’da doğan Hamdullah Suphi Tanrıöver, Fecr-i Âti topluluğundaki edebi başlangıcının ardından II. Meşrutiyet döneminden 1960’lara uzanan zaman diliminde Türkiye’nin fikir akımları, eğitim politikaları ve diplomasi eksenlerinin kesiştiği noktada konumlanan bir isimdir. Ziya Gökalp’in sistemleştirdiği Türkçülük düşüncesine kültürel ve estetik bir boyut kazandırmayı hedeflemiştir. Türkçülüğü siyasî bir programın ötesinde bir hayat felsefesi olarak görmüştür. 1920-1921 ve 1925 yıllarında üstlendiği Maarif Vekilliği görevlerinde milliyetçi bir kültür inşasına odaklanmış, Türkçenin toplumun tüm kesimlerince ortak bir dil olarak benimsenmesi için çalışmıştır. Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı İstiklal Marşı’nı meclis kürsüsünden ilk okuyan ve “Cumhuriyet hatibi” olarak anılan Tanrıöver, Dağ Yolu ve Günebakan adlı eserlerinde topladığı hitabeleriyle Cumhuriyet’in kuruluş ideolojisinin toplumsal dilini kuran isimlerden biri olmuştur. Eğitim politikalarında sanat, spor ve müzeciliğe ağırlık verirken gelenek ile yenilik arasında dengede durmaya çalışmıştır.

Hayatındaki en istikrarlı kurumsal aidiyeti, 1912 yılında reisliğine seçildiği Türk Ocakları olmuştur. Kurucusu olmamasına rağmen kısa sürede kurumun yönünü tayin eden asıl güç haline gelmiş, kurumun siyasetten bağımsız kalmasını savunmasına karşın sürekliliği sağlamak adına iktidarlarla iyi geçinmeye çalışmıştır. Fakat 1920’lerin sonunda Zekeriya Sertel’in çıkardığı Resimli Ay dergisi ile girilen ideolojik münakaşa, İzmir şubesi meselesi ve Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu’na yaptırılan yeni merkez binasının inşası gibi süreçlerin ardından kurumun 1931 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası kararıyla kapatılarak Halkevleri’ne dönüştürülmesi, onun hayatındaki en büyük kırgınlık olmuştur. Gençlik yıllarından itibaren aykırı olmayı göze alarak inandıklarını savunmaktan çekinmeyen bir yapısı vardır. Namık Kemal’e atfettiği ilk şiiriyle II. Abdülhamit dönemine itiraz etmiş, İttihat ve Terakki liderlerini eleştirebilmiş, İstiklal Mahkemeleri’nin sert tutumu ve 1925’teki Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu gibi konularda da Atatürk’ten farklı fikirlerini açıkça beyan etmiştir.

Diplomasi kariyeri, 1931 yılından 1944 yılına kadar Bükreş’te on üç yıl süren büyükelçilik göreviyle şekillenmiştir. Bu süreçte Romanya sınırları içindeki Dobruca ve Besarabya bölgelerinde yaşayan Türk azınlıklarla ilgilenmiş ve Hristiyan Gagavuz Türklerinin Türkçe eğitimi ile Türkiye’ye göçü için çaba sarf etmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’nin barışçıl denge politikasının yürütülmesinde pay sahibi olmuştur. 1945 sonrasında Türkiye’ye dönerek artan Sovyet komünizm tehdidine karşı milliyetçiliğin yanında dinin de bir kalkan olarak konumlandırılması gerektiğini öne sürmüştür. Bu yaklaşımında dini toplumsal hayattan çıkarmadan süper güç konumuna ulaştığını düşündüğü Amerika Birleşik Devletleri’ni ideal ülke olarak görmesi etkili olmuştur. 1946 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ederek 1950’de Demokrat Parti saflarından meclise giren Tanrıöver, çok partili hayata geçişte muhalefetin iktidarı denetleyecek güce erişmesini savunmuş, 1966 yılındaki vefatına kadar Doğu ile Batı, mektep ile medrese, din ile bilim arasında uzlaşma arayan bir sentezleme çabası içinde bulunmuştur [1].

Kaynak

[1] Tansu Şana, HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER HAYATI FİKİRLERİ VE SİYASİ YAŞAMI