Ahmet Ağaoğlu
Ahmet Ağaoğlu 1869 yılında Karabağ’ın Şuşa kentinde doğdu. Geleneksel İslami eğitiminin ve Tiflis’teki lise öğreniminin ardından kısa bir süre St. Petersburg’da bulundu. 1888’de Paris’e giderek Sorbonne Üniversitesi ile Collège de France’ta hukuk, tarih ve filoloji öğrenimi gördü. Paris yıllarında Ernest Renan, James Darmesteter ve Cemaleddin Afgani gibi isimlerin düşünsel etkisinde kaldı. 1894’te Kafkasya’ya döndüğünde İsmail Gaspıralı’nın öncülük ettiği Cedidçilik hareketi içinde yer aldı ve Bakü’de yayımlanan Kaspi gazetesinde yazılar yazdı. 1905 Rus Devrimi sürecinde patlak veren Ermeni-Azeri çatışmalarında Taşnaksutyun örgütünün saldırılarına karşı 1906 yılında Difai adlı gizli örgütü kurdu. Rusya’da Müslümanların siyasi birliğini sağlamak amacıyla Ali Merdan Topçubaşov ve Yusuf Akçura ile birlikte Rusya Müslümanları İttifakı’nın kongrelerini düzenledi. Artan Çarlık baskıları ve tutuklanma tehlikesi karşısında 1909’da İstanbul’a göç etti. Burada Yusuf Akçura, Ali Hüseyinzade ve Ziya Gökalp ile birlikte Türk Yurdu dergisi ve Türk Ocağı derneklerinin kurucuları arasında yer alarak Türkçülük akımının kurumsal ve fikri temellerini inşa etti.
Ağaoğlu’nun düşünce sistemi Türk milliyetçiliği ile İslamiyet’in tarihsel ve sosyolojik olarak birbiriyle çelişmediği esasına dayanır. İslamcı aydınların kavmiyetçiliği ümmet bütünlüğünün önünde bir engel olarak görmesine karşı çıktı ve milliyetçiliğin İslam’ın evrensel ruhuna ters düşmeyen dinamik bir toplumsal güç olduğunu savundu. Batı medeniyetine yaklaşımı dönemin diğer Türkçü aydınlarından farklı olarak tamamen toptancıdır. Ziya Gökalp’in kültürü yerel, medeniyeti evrensel sayarak ikisini birbirinden ayıran formülünü açıkça reddetti. Malta sürgünü yıllarında kaleme aldığı ve 1927’de yayımlanan Üç Medeniyet adlı eserinde medeniyetin organik ve bölünmez bir bütün olduğunu ileri sürdü. Avrupa’nın sadece maddi tekniğinin değil zihniyetinin, hukukunun ve kültürel değerlerinin de bütünüyle benimsenmesi gerektiğini iddia etti. Doğu toplumlarının geri kalmışlığını doğuda bireyin devlet ve gelenek baskısı altında ezilmesine, Batı’nın üstünlüğünü ise serbest rekabete, kanun hâkimiyetine ve bireysel özgürlüklere bağladı.
Siyasal yaşamında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin merkez karar organlarında görev yapan ve Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na Afyonkarahisar mebusu olarak giren Ağaoğlu, I. Dünya Savaşı’nın ardından İngilizler tarafından 1919’da Malta’ya sürüldü. 1921’de esaretten kurtulduktan sonra Ankara’ya geçerek Milli Mücadele’ye katıldı ve Matbuat Umum Müdürlüğü ile Hakimiyet-i Milliye gazetesinin başyazarlığını üstlendi. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte İkinci ve Üçüncü TBMM’de Kars milletvekili olarak yer aldı. 1930 yılında Ali Fethi Okyar’ın kurduğu ve liberal ekonomi politikalarını savunan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşunda baş ideolog sıfatıyla görev aldı ve fırkanın programını hazırladı. İktisadi ve siyasi görüşlerinde devletin ekonomik hayata müdahalesinin sınırlandırılmasını, teşebbüsün bireylere bırakılmasını ve çok partili demokrasiyi talep etti. Kendi çıkardığı Akın gazetesindeki bu liberal duruşu onu dönemin tek parti rejimini savunan devletçi aydınlarıyla doğrudan karşı karşıya getirdi. Şevket Süreyya Aydemir ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun başını çektiği Kadro hareketi ile girdiği sert basın polemiklerinde, Kadrocuların azami devlet müdahalesi tezine karşı asgari devlet müdahalesini savundu. Bireyin özgürlüğünü inkılap, devlet veya cemaat adına feda eden otoriter siyaset anlayışını tamamen reddederek toplumsal nizamın anarşiden değil hürriyetten doğacağını ileri sürdü ve 1939 yılındaki ölümüne dek bireyci felsefenin tavizsiz savunucusu oldu [1].
Kaynak
[1] Özge Özcan, AHMET AĞAOĞLU VE YUSUF AKÇURA’NIN SİYASİ KİMLİKLERİNİN ANALİZİ