İçeriğe atla

Abdülkadir İnan

Asıl adı Fethülkadir Mustafa Süleyman olan Abdülkadir İnan 29 Ekim 1889 tarihinde Başkurdistan’ın Ekaterinburg vilayetine bağlı Çıgay köyünde doğdu. Ulu Katay boyunun Kazbörü koluna mensup bir ailede büyüyen İnan yedi sekiz yaşlarına kadar çadır hayatı sürdü. Annesinden dinlediği masallar ve destanlar aracılığıyla erken yaşta sözlü kültürle kurduğu bu temas ilerleyen yıllarda Batılı Şarkiyat araştırmacılarının tespit edemediği yerel varyantları kayda geçirmesini kolaylaştırdı. Babası Süleyman Efendi’den aldığı temel dinî eğitimin ardından Troitsk şehrindeki usûl-i cedit eğitimi veren Resûliye Medresesine devam etti. Eski usul medrese sisteminin yetersizliğini görerek Çarlık Rusyası sınırlarındaki Türk okullarının yapısal bir reforma tabi tutulması gerektiğini savundu. Eğitim hayatı boyunca modern edebiyata ve İsmail Gaspıralı’nın dilde birlik tezlerine yönelmesi yeni edebi eserleri zararlı gören muhafazakâr babasıyla entelektüel düzeyde çatışmasına yol açtı.

Onun akademik ve siyasi yönelimi 1914 yılında Zeki Velidi Togan’dan aldığı bir mektupla kesinleşti. Togan’ın yönlendirmesiyle Başkurt tarihi ve Rus işgalleri hakkında okumalar yapan İnan 1917 Bolşevik İhtilali sonrasında şekillenen Başkurt bağımsızlık mücadelesinin aktif kadroları arasına girdi. Aralık 1917’de toplanan Başkurt Kurultayı kararları doğrultusunda ilan edilen özerk idarede Maarif ve Neşriyat İşleri İdaresi’nin başına getirildi. Aynı dönemde Başkurt gazetesinin baş muharrirliğini üstlendi. Sovyet Rusya’nın bağımsızlık vaatlerini ihlal etmesi üzerine Türkistan Milli Komitesine katılarak Basmacı Hareketi saflarında Kızıl Ordu birliklerine karşı silahlı ve siyasi mücadele yürüttü. 1923 yılında Türkistan’ın tamamen Sovyet kontrolüne girmesinin ardından sırasıyla İran, Afganistan ve Hindistan üzerinden Avrupa’ya geçerek Paris ve Berlin kütüphanelerinde Şarkiyat koleksiyonlarını ve etnografya müzelerini inceledi. İnan sürgün yıllarında Rusya Müslümanlarının ortak edebi dili konusunda Kazan Tatarlarıyla sert polemiklere girdi. Kazan merkezli ve içinde yoğun Rusça kelime barındıran bir edebi dilin Türk boylarını birleştirecek milli bir dil olamayacağı tezini savundu. Eş zamanlı olarak Sovyetlerin demografik mühendislik, Ruslaştırma, asimilasyon ve zorunlu göç politikalarını belgeleyen analitik metinler yayımladı.

Fuat Köprülü’nün girişimiyle 1925 yılında Türkiye’ye davet edilen İnan İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsünde asistan olarak akademik çalışmalarına başladı. Enstitü çatısı altında Dede Korkut boylarını Kazak, Kırgız ve Başkurt destanlarındaki varyantlarla filolojik bir analize tabi tuttu. 1929 yılında Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinde folklor ve ağız araştırmaları malzemesi toplayarak Cumhuriyet Türkiye’sindeki ilk sistemli ilmî seyahati icra etti. 1933 yılında Ankara’ya çağrılarak Türk Dili Tetkik Cemiyetinin uzman kadrosuna dahil edildi. Mustafa Kemal Atatürk’ün doğrudan talimatıyla kurulan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde doğu Türk lehçeleri ve Altayistik dersleri verdi.

Mayıs 1944’te başlayan Irkçılık-Turancılık Davası sürecinde milliyetçi neşriyatı ve Zeki Velidi Togan ile olan derin siyasi dostluğu gerekçe gösterilerek Milli Eğitim Bakanlığı tarafından üniversitedeki görevinden uzaklaştırıldı. Türk tarihini mitoloji, etnoloji, halk bilimi ve dil ekseninde bütüncül bir yaklaşımla inceleyen İnan metodolojik olarak metin analizi ile saha verilerini birleştirdi. Özellikle “Tarihte ve Bugün Şamanizm” ile “Eski Türk Dini Tarihi” adlı referans eserleriyle Türk inanç sistemlerinin arka planını haritalandırdı. Glokom hastalığı sebebiyle tek gözünü kaybettiği ilerleyen yıllarında dahi elliden fazla makale kaleme alarak 1 Ekim 1976 tarihindeki ölümüne kadar Türkoloji sahasına temel kaynaklar sağlamaya devam etti [1].

Kaynak

[1] Merve Genco, TARİHÇİ YÖNÜYLE ABDÜLKADİR İNAN