İçeriğe atla

Seher Yeli

Boyut

Bad-i seba sen Mevla’yı seversen

Eğlen hele bir dur seher yeli

Bir emanetim var sana vereyim

Götür nazlı yare ver seher yeli


Sen seher yelisin esersin yakın

Her sabah her seher zülfüne dokun

Yarim uykusuzdur uyartma sakın

Uyana kadar dur seher yeli


Sen seher yelisin estin yüceden

Dokunursun pencereden bacadan

Selvim uykusuzdur dünkü geceden

Sağında-solunda gez seheryeli


Emrah'ındır kurdurayım sazları

Fikrime düşmüştür Selvi sözleri

Karadır kaşları, ela gözleri

Var murada sen er seheryeli...


Erciş'li Emrah'ın bu türküsünün öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyoruz...


Van'ın şirin ilçesi Erciş'te doğup büyümüş olan Emrah, gönlünü, güzeller güzeli Selvi Han'a kaptırmıştır. Gözü, Selvi Han'dan özge bir şey görmez olur. Gelgelelim, o sıra, Şah Abbas Van'ı kuşatır. Kuşatmanın başladığı günlerde, Van Kalesi dışında bir bağ kurdurur. Yıllar geçer, Van'ı elegeçiremez. Bir gün, bir bilgesi Şah Abbas'a:


- Bu kentte Abdurrahman Gazi varken, sen bu kaleyi alamazsın, der. Şah Abbas:

- Kim ola ki bu Abdurrahman Gazi? diye sorar. Bilge:

- O, ermiş bir kişidir, der.


Şah Abbas; Abdurrahman Gazi'nin ermişliğini sınamaya kalkışır. Bir kuzu ve bir köpek kestirir; ikisinin de kızarttırıp Abdurrahman Gazi'ye armağan olarak yollar. Abdurrahman Gazi, kuzuyu alıkor ve ötekini Abbas'a geri götürmelerini söyler, Şah Abbas'ın adamları:


- Bu yaptığınız hem töreye aykırıdır, hem de Şahımız gücenir, diyecek olurlar. Bunun üzerine Şah Abbas, kuzu gibi kızartılmış köpeğe:

- Hoşt köpek, doğru sahibine! der,

Köpek canlanır ve koşa koşa Şah Abbas'ın otağına gider. Bunun üzerine Şah Abbas:

- Ko desinler Şah Abbas'ın bağı var, diyerek kuşatmayı kaldırır. Ancak Erciş'li Emrah'ın sevdiceği Selvi Han'ı da, kendi rızası olmaksızın İran'a götürür.


O günden öte, Emrah'a aşıklık görünür; elde saz, yol görünür. Emrah dolaşır da dolaşır... Aşkından türküler yakar.


Aradan yıllar geçer, Selvi Han'ın İran'a götürüldüğü yıl doğan kız çocukları gelinlik çağına geldiklerinde, Emrah da güçten kesilir; yatağa düşer. Son çare olarak hasta yatağında bir name (mektup) yazıp, sabah yeliyle sevdiceğine yollar:


Bad-ı saba, yarim hey Mevla'yı seversen

Eğlen hele bir dur seher yeli

Bir emanetim var sana vereyim

Götür nazlı yare ver seher yeli


Sen seher yelisin esersin yakın

Her sabah her seher zülfüne dokun

Yarim uykusuzdur uyartma sakın

Uyana kadar dur seher yeli


Sen seher yelisin estin yüceden

Dokunursun pencereden bacadan

Selvim uykusuzdur dünkü geceden

Sağında-solunda gez seheryeli


Emrah'ındır kurdurayım sazları

Fikrime düşmüştür Selvi sözleri

Karadır kaşları, ela gözleri

Var murada sen er seheryeli...


Erciş'li Emrah; bu nameyi rüzgarla yolladıktan sonra; 'Şah eğer kendine layık bir şahsa son soluğunda olsun Selvi'mi bana getirir. Getirmezse, ben bu dünyada murada ermedim; o da iki cihanda murada ermesin der.


Mektup menzile ulaşınca Şah. Selvi'ye:

- Ey Selvi Han, madem ki Emrah ölüm de döşeğinde, son dileğini yerine getirelim. Hadi, atla ata. Hem söyle; Emrah'a ne hediye götürelim? diye sorar. Selvi Han:

- Ey Şah'ım; bana yetiştirmiş olduğun bahçeden elma, ayva ile nar; bir de -Yüreği yangındır- Bulgarı dağından kar götürelim, cevabını verir.


Hediyeler alınır, atlara atlanıp, Erciş'in yolu tutulur. Tam Emrah'ın evine yaklaşıldığında Şah, Selvi'ye:

- Emrah eğer gerçek bir aşıksa, biz kapısını çalmadan geldiğimizi anlasın. Hem de, kendisine getirdiğimiz hediyeleri bilsin, der.


İşte o sıralarda, ecelle pençeleşmekte olan Emrah, yatağında şöyle bir doğrulup, anasından bağlamasını ister. Anası:

- Ay oğul, gittin gideceksin; bağlamayı n'edeceksin? deyince Emrah:

- Anacığım; gelinin gelmiştir; ver şu sazı hele de onlara bir sesleneyim der ve başlar çalıp çığırmaya:


Yar senin elinden hastayım hasta

Hastayı görmeye yar safa geldin

Elinden ayvası, koynunda narı

Canımın cananı yar safa geldin


Yar senin kaşların kemenin bendi

Melekler bürümüş, huridir kendi

Bir su ver içeyim, yüreğim yandı

Bulgan dağından kar safa geldi.


Eskiden görürdüm haftada ayda

Artık bundan sonra geldin ne fayda

Azrail göğsümde, canım hayhayda

Gözyaşı dökmeye yar safa geldin.


Emrah'ın sevdiği Selvi sen misin

Sağ eli sinemde gezdiren misin

Ağır cenazemi götüren misin

Namızım kılmaya yar safa geldin